Anayasa Mahkememiz bundan 44 sene önce “hukuk devleti”ni şöyle tanımlamıştır:
“Hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan devlettir. Hukuk devletinin temel unsuru, bütün devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır.”
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir “hukuk devleti”dir. Bütün faaliyetlerinde hukuka, Anayasa'ya ve diğer hukuk kurallarına büyük oranda uymaktadır. Bunun istisnalarını da azaltarak hızla ideal düzeye yaklaşmaktadır.
Ancak 2000 yılından beri Türkiye'nin gündeminde olan “Bilim Araştırma Vakfı Davası” çevresinde yaşanan kimi hukuk ayıpları, Türkiyemiz'in bu güzel çizgisine maalesef gölge düşürmektedir.
Devletimizin kurumlarının sistematik olarak hukuk dışına çıkmaları asla söz konusu değildir ama bazı önemli kurumlara sızmış olan münferit kişiler, kendi şahsi ideolojik amaçlarına devletimizin müesseselerini alet ederek, hukuk devleti anlayışımızı ve devletimizin uluslararası itibarını zedelemektedirler.
Bilim Araştırma Vakfı Camiası'nın hiçbir yasadışı faaliyeti ve yönü yoktur. Hiçbir zaman da olmamıştır. BAV Camiası hukuka ve yasalara sıkı sıkıya bağlıdır.
Güçlü devlet teşkilatımız içinde ülkemizdeki herşeyden anında haberdar olan devletimizin güvenlik ve istihbarat kurumları BAV'ın illegal bir amaç ve faaliyet içinde olmadığını gayet iyi bilmektedirler.
Nitekim 12 Kasım 1999 gecesi 48 ayrı eve aynı anda baskın yapan emniyet güçleri, girdikleri evlerde, ülkeleri için çalışan, güleryüzlü, tertemiz, ahlaklı insanlardan başka birşeye tanık olmamışlardır.
Zaten sorun da bu noktada çıkmıştır ve hala çıkmaktadır. Ortada suç olmayınca malum “suç oluşturma yöntemleri” devreye girmiş, bu dahi yetmeyince hukuk zorlanmıştır.
Bu nedenle tam 8 seneden beri BAV Davası'nda gizli bir savaş sürmektedir.
Bir yanda, BAV Camiası'nın masumiyetini ispatlayan somut deliller, hukuk kuralları ve vicdan…
Diğer yanda, BAV Camiası'nın mağduriyetini isteyen odakların baskıları…
“Haklı” ile “güçlü” arasındaki bu gizli savaşı kimin kazanacağı çok önemlidir. Doğru olan, “haklı”nın kazanmasıdır. Gücün hakta ve hukukta olduğunu söyleyen “hukuk devleti” ilkesinin kazanmasıdır.
Malum odakları BAV aleyhine böyle bir savaşa sokan şey, ideolojik kinden başka birşey değildir. BAV Camiası'nın materyalizmi ve komünist ideolojiyi dünya çapında sarsan fikri çalışmaları bu odakları ideolojik olarak son derece rahatsız etmektedir.
Kafalarında tasarladıkları dünya düzeninin önünde aşılmaz bir set meydana getiren bu fikri faaliyetlere karşı duydukları hınç ve kin, onları BAV Camiası'na karşı güçbirliğine sevketmektedir. Bunun sonucunda ortaya yalanlar, iftiralar, delil çarpıtmalar, usülsüzlükler, baskılar çıkmaktadır.
Oysaki bunların hiçbirine gerek yoktur. Zaman kavga ve düşmanlık zamanı değil, kardeşlik ve barış zamanıdır. Ülkemizin doğusu çok ağır bir bölünme tehdidiyle karşı karşıyadır. Irak'ın kuzeyinde bağımsız bir Kürdistan devleti kurma ve güneydoğumuzu terörle kopararak bu devletle bütünleştirme planı adım adım hedefine yürümektedir.
30 sene öncesinden planlarının hazırlandığı ortaya çıkan bu karanlık hedefin önünde duracak yegane güç yine bu ülkenin milliyetçi mukaddesatçı evlatlarıdır. Türk Milleti'nin en güçlü savunma refleksi olan ve onun ordusunu bölgede efsane haline getiren bu milliyetçi-vatansever ruh yokedilirse, Sevr ve Mondros'u yırtıp atan irade de yok edilmiş olur.
İslam ahlakı 14 asırdan beri bu toprakların mayasındadır ve Büyük Önderimiz Atatürk'ün vurguladığı gibi çok gereklidir. Mütedeyyin vatandaşlarımız ülkesine, bayrağına, vatanına, devletine ölesiye bağlıdır. Çanakkale'de, Anafartalar'da, Dumlupınar'da o gençleri yedi düvelin karşısına diken güç, dini inaçlarından gelen şehadet aşkından başka bir şey değildir.
Kürt kökenli vatandaşlarımız içinde dindar olanların devletimize bağlılıklarını sürdürürlerken, dinden uzaklaşıp komünist idelojiyi benimseyenlerin hepsinin dağa çıkmalarından ve bölücü örgütün eli kanlı katilleri haline gelmelerinden ders alınmalıdır.
O nedenle, bu ülkenin maneviyatını ve milli şuurunu kırmaya çalışmak çok büyük hata olur.
Mütedeyyin vatandaşlarımıza savaş açan odaklar ile onların sözcüsü olan belli basın kartellerinin bu kinli tavırlarını değiştirmelerinin, ülkemizde gerginliğin ortadan kalkmasına, birlik ve bütünlüğümüze, barış ve kardeşliğin tesisine büyük katkısı olacağı tartışmasızdır.
Böyle hayırlı bir hizmetin mimarı ve öncüsü olmak varken, bu hizmetin gönüllülerini iftiralarla, ajitasyonlarla, provokasyonlarla felç haline getirmeye çalışmak hangi mantıkla ve ülke sevgisiyle açıklanabilir?
Bu nedenle, bu odakları ve onların yayın kuruluşlarını, ellerindeki medya ve idare gücünü mütedeyyin vatandaşlarımızı mağdur etmek amacıyla değil, ülkemizde kardeşlik ve barışın tesisi için kullanmaya çağırıyoruz.