Virginia C. Lindsay
42, rue Olivier Métra
Bâtiment D, 5ème étage, No. 8
Paris, Fransa 75020
tel: +33.(0)6.98674123

 

12 Temmuz 2007

KİME: Fabio Maria Galiani

iLGİ: Bilim Araştırma Vakfı (BAV) Davası

Sayın Bay Galiani,

            Benden Bilim Araştırma Vakfı (BAV) davasının yasalara uygun şekilde 4422 Sayılı Kanun uyarınca yürütülüp yürütülemeyeceğine ilişkin hukuki mütalaa vermemi talep ettiniz. 

            Ben son 20 yıldır Ceza Hukuku dalında çalışmaktayım.  Columbia Eyaleti Temyiz Mahkemesinde, California Temyiz Mahkemesi, Birleşik Devletler Temyiz Mahkemesi 5.Dairesi,Kuzey ve Güney Teksas Bölgeleri Federal Bölge Mahkemesi’nde görülen ceza davalarında Avukat/Danışman olarak görev aldım,  Güney Methodist Üniversitesi ve St.Mary Hukuk Fakültesi’nde Birleşik Devletler Mahkemelerindeki federal usul hukukuna ilişkin seminerler verdim. Şu anda Uluslararası Ceza Hukuku Barosunun Yasal Danışmanı olarak görev almaktayım ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin kuralları ve dava usullerine ilişkin seminerler vererek bu kurumun fakültesinde eğitmenlik yapıyorum.  Paris, Fransa; Lahey, Hollanda; Montreal, Kanada; Tokyo, Japonya; Victoria, İngiliz Kolombiyası’nda çeşitli seminerler yönettim.  Paris’teki Amerikan Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Lisanüstü Eğitim Okulu’nda uluslararası kamu hukukuna ilişkin bir ders veriyorum, ve Uluslararası Ceza Davaları Savunma Avukatları Derneğinin Yönetim Kurulunda görev almaktayım. 

Bir çok Türk mahkemesinin bu konuyu değerlendirdikleri hükum ve kararları inceledim. Bu kararlar üzerindeki incelemelerime dayanarak, bu dava 1996 ile 1997 yılları arasında işlendiği ileri sürülen suçları içermektedir, 4422 Sayılı Kanun ise Ağustos 1999 tarihine kadar benimsenmemiştir. Buna ek olarak, Kasım 1999 tarihinde bu suçlara binaen bazı tutuklamalar gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, sanıklar bunun ardından aynı ay içerisinde serbest bırakılmış ve Kasım 2005 tarihinde dava zaman aşımına uğramıştır. 

Bu davadaki yargılama usulleri silsilesi, şu anki yargılamanın kanunilik prensibini (principle of legality) ihlal edip etmediği konusunda ciddi sorular oluşturmaktadır. Bu prensip dahilinde, kişiler işlendiği tarihte uygulanabilir kanunlar kapsamında ceza gerektiren bir cürüm oluşturmayan herhangi bir eylem veya fiilden ötürü herhangi bir şekilde suçlu bulunamazlar. Bu prensip geniş ölçüde Kabul edilmiştir ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nun 7.Maddesi ve Avrupa Temel Haklar Tüzüğünün 49. Maddesinde kutsal olarak Kabul edilmiştir. 

Ayrıca, adalet anlayışı bunca zaman geçtikten sonra bu iddialarla ilgili adil bir yargılanmanın yapılıp yapılamayacağına ilişkin bazı soruları akla getirmektedir. Avrupa Temel Haklar Tüzüğünün 47.Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonunun 6(1). Maddesi her kişinin makul bir zaman içerisinde adil ve açık bir yargılanma hakkını garanti altına almaktadır. Bu davada olduğu gibi, suçlamalara temel olduğu iddia edilen eylemlerin işlenmesinden itibaren on yıl geçtiğinde, adaletin makul bir zaman içerisinde uygulanıp uygulanmadığına ilişkin ciddi sorular oluşur. Bu durum özellikle tüm suçlamaların düşürüldüğü ve iddia makamının bu kararı temyiz edemediği durumlarda geçerlidir. Bir mahkemenin kendi mekanizması içerisinde, böylesine geç bir tarihte, ithamları yeniden düzenlemesi hem sanıkların adil mahkeme edilme haklarını hem de yasallık prensibini ihlal etmektedir.  

 

SONUÇ

Yukarıda anılan gerekçelerle, tam bir tarafsızlık dahilinde, bu konuyu değerlendiren mahkemenin 4422 sayılı kanunun benimsenmesinden öncesine dayanan iddialara ilişkin beraat vermesi gerektiği anlaşılmaktadır. 

 

Saygılarımla sunulmuştur:

 

Virginia C. Lindsay