BASKENT ÜNIVERSITESI HUKUK FAKÜLTESI ÖGRETIM ÜYESIPROF. DR. DOGAN SOYASLAN'IN ISTANBUL 1 NO.LU DGM'YE SUNDUGU HUKUKI MÜTALAA 00221 / IÇINDEKILER / HUKUKI MÜTALAA
2-DELILLER3-SAVUNMALARIN ÖZETI 4-HUKUKI DEGERLENDIRMELER I-Dosyadaki Belgelerin Delil Olarak Degeri
II- Isnat Edilen Suçlara Iliskin Degerlendirmea-TCK'nin 192. Maddesinin ihlal edilip edilmedigi b-TCK. 313. Maddesinin Ihlal Olunup Olunmadigic-Çikar Amaçli Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunun 1/1,4 Maddesinin Ihlal Olunup Olunmadigi 5-SONUÇ Sayin Avukat Yakup Erikel tarafindan, tarafima hukuki mütalaa için tevdi edilen iddianame ve dosya tüm içerigi ile incelenmis, asagida belirtilen sonuçlara ulasilmistir.
HUKUKI MÜTALAA
Kamuoyunda “ADNAN HOCACILAR” adiyla bilinen grup hakkinda 1996 yilindan beri yapilan ihbarlar dogrultusunda Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinden alinan 17 kararla grup mensuplarinin telefonlarinin kisa sürelerle dinlendigi, son zamanlarda yazili sikayetlerin artmasi ve annelerin Adnan Hocacilar ismiyle anilan kimselerin kizlarini evden uzaklastirdiklarini, kizlarinin bunalima girdigini, kendilerine kizlarinin çiplak fotograflarinin geldigini, bunun üzerine önceden yapilan istihbarat çalismalari da gözönüne alinarak grup üyelerinin yasamakta oldugu evler de mahkemeden alinan arama karari ile 12.11.1999 günü saat 03.30 sularinda (45 ev ve isyerinde) arama yapildigi, 93 sanik hakkinda sorusturma açildigi, 58 sanik hakkinda çesitli gerekçelerle takipsizlik karari verildigi anlatilmaktadir.
Adnan Oktar'in 1979 yilinda Findikli Güzel Sanatlar Akademisine girdigi, bu okulda iki-üç kisilik gruplarla örgütlenmeye basladigi, 20-25 kisilik grupla çevresini genislettigi, daha sonra I. Üniversitesi Felsefe Bölümüne kaydini yaptirdigi, bu okuldan da ayrilarak 1991 yilinda örgütçü arkadaslarina ait olan Yeniköy'de bir villaya yerlestigi, Islam dinini farkli yorumlayan Hoca'nin, Harun Yahya, müstear adiyla dini kitap ve masonluk üzerine yazilar yazdigi, namaz vaktini üçe indirdigi, 1990 yilinda Serkan Timuçin liderliginde örgütten kopmanin oldugu, Adnan Hoca'nin bu gruba kizil imamlar adini takarak, bu gurubu santaj, karalama ve tehdit ile dagittigi, Grubun dini tarikat görüntüsüne sahip olmasinin örgüt içinde yarattigi sikinti nedeniyle 1991 yilinda Atatürkçü olarak ilan olunan Bilim Arastirma Vakfini kurdugu, önceden Atatürk'e karsi olan Hocanin Atatürkçülük üzerine konferanslar vermeye basladigi, kendi kurdugu Bilim Arastirma Vakfina kurucu üye ve yönetici olmadigini, ancak fahri baskanligini üstlendigi, 1990 yilina kadar örgüt içindeki erkek ve kizlar birbirleriyle evlenebilmekteyken, 1990 yilinda erkek ve kizlarin birbirinden ayrildigi, evlenmelerinin yasaklandigi, erkeklere KARDESLER GRUBU; kizlara BACILAR GRUBU denildigi, bacilar ve kardeslerin ayri evlerde yasamaya basladiklari, hatta evli çiftlerin bile birbirlerinden ayrildiklari, bu durumun örgüt içinde sikinti yarattigi, bunun üzerine erkeklere bacilar disindaki kizlarla anal ve oral birlesme izni verildigi, Adnan Oktar'in müritlerinin sagladigi Kandilli'deki evinde lüks bir hayat yasadigi, örgüt mensuplarinin gruplar halinde 40 kadar daire ve villada yasadiklari, örgüt toplantilari için Silivri'de elektrik donanimli saray benzeri bir çiftlik insa ettirdikleri anlatilmaktadir. b) Örgütün Yapisi: Adnan Hoca Örgütünün 7 IMAM KARDES tarafindan yönetildigi, kadinlarin sorumlulugunun idareci 3 IMAM BACI'YA ait oludgu, imam kardeslere bagli 200 kadar erkek, imam bacilara bagli 100 kadar bayan oldugu, Adnan OKTAR'in 4422 Sayili Kanunun 1. maddesine göre kurucu ve yönetici üye olarak degerlendirilmesi gerektigi, örgütün diger mensuplarinin bacilar ve kardesler olarak 40 kadar ev ve villada oturduklari iddia olunmaktadir. c) Örgütün Mali Yapisi Ve Gelir Kaynaklari: Örgüt üyelerinin KPU (Kardes Payini Unutma) ve INFAK (Ihtiyaç Fazlasini Cemate Veriniz) sistemleri altinda örgüte gelir temin ettikleri, INFAK sistemine göre kiz, erkek fark etmeksizin ihtiyacinin fazlasini örgüt evine biraktiklarini, KPU sistemine göre alinan esya ve gidanin grup üyelerinin kaldigi evler arasinda bölüstürüldügü, örgüt üyelerinin alim satimlarinda örgütün araci oldugu, örgüt mensuplarinin babalarinin aldigi arabalarin örgüte bagislatildigi, Adnan Hocacilarin kurduklari sirketlerin gelirlerinin örgüte ait oldugu, böylece Adnan OKTAR'in kendine göre bir dini felsefe yaratip, mali ve emek sömürüsü yaptigi ileri sürülmektedir. d) Cinsel Sömürü Düzeni: Ayri ayri evlerde yasayan kardes ve bacilar arasinda önceden var olan evlenmenin sonradan yasaklandigi, kadinlarin hepsinin OKTAR'in imam nikahi altina girdigi, evlenme yasaginin sorun yaratmasi üzerin Adnan Hoca'nin erkek müritlerine bacilar disinda kizlarla anal ve oral seks yapilmasina fetva verdigi, müritlerin Kuleli, Kanlica, Rasathane gibi yerlerde bulunan örgüt evlerinde sohbet toplantilarina katilarak bu yörelerde okuyan üniversiteli kiz ögrencilerle arkadaslik kurduklari, anal ve oral seksten sonra kizlarin Adnan Hoca'ya götürüldügü, kontrolden sonra bu kizin örgüte katildigi, Medyada meshur güzel kizlarin seks amaçli olarak örgüte sokuldugu, bu kizlarin oral ve anal seks için kullanildiklari, bu durumun Adnan Hocacilarin kardesine yaptigin iyilige karsi iyilik (ECIR FELSEFESI) felsefesinin sonucu oldugu, kendisiyle seks yapilan kizlara örgütte MOTOR ismi verildigi, motor isimli kizlarin cinsel iliskisinin sahit denilen kimseler tarafindan gözetlendigi, cinsel iliskilerin örgüt elemanlarinca video kameraya alindigi, motor denilen kizlarin yüzünün porno filmlerdeki kadinlarin yüzüne monte edildikleri, bu filmlerin örgütten çikmak isteyen, sagda solda konusan kizlar için santaj vasitasi olarak kullanildigi, motor grubuna girenlerin Adnan Hocaya bagliliklarini ispat edenlerin Adnan Hocanin cariyesi oldugu, daha sonra Bacilar grubuna geçirildigi, Nefise Karatay, Ebru Destan, Eda Modoglu, Dansöz Tanyeli, Ebru Simsek gibi hanimlarin gizli kamera ile filmlerinin çekildigi ileri sürülmektedir. e) Santaj ve Tehdit Ile Çikar Saglama: Adnan Oktar'in Emniyet Müdürlügünde vermis oldugu samimi ifadesinde kendi aleyhine konusan, vakif aleyhine faaliyette bulunan, yayin yapan kimselere karsi korku ve yildirma için imamlarina emir verdigini, Ebru Simsek, Zona Ceylan Çapli, Çetin Saraç, Kizil Imamcilar ve bunlardan Ramazan Oruç, Adnan Ziyalar, Nadire Içkale, Leyla Adali, Dansöz Tanyeli'nin gizli çekimlerini yaptirdigini, Eyilik Ailesi, Zafer Mutlu, Mehmet Agar, Celal Adan, Meral Aksener, Ayse Özgün, hakkinda bilgi toplayip, degisik basin yayin organlari ile yakinlarina mektup seklinde bilgiler gönderttigini, Savas Ay, Fatih Altayli, Mesut Yilmaz ve Dinç Bilgin hakkinda fotomontaj yaparak fotograflarini dagittiklarini, kizil imamcilar, Çetin Saraç, Mehmet ve Yilmaz Eyilik, Rusen Çakir, Dinç Bilgin gibi is adamlari hakkinda escinsellik, kadin pazarlayicisi gibi suçlamalarla gazete ve televizyon yoluyla yayin yaptiklarini itiraf ettigini, Gazeteci yazar müsteki Fatih Altayli'nin Milliyet Gazetesinde Adnan Hoca Grubunu elestiren bir yazi yazmasi üzerine saniklardan Firat Develioglu tarafindan telefonla aranarak ikna edilmeye çalisildigi, ikaz edilerek tehdit edildigi, Altayli'nin elestirilerine devam etmesi üzerine Adnan Hocanin onayi dogrultusunda televizyon programlarindan Fatih Altayli'nin görüntülerinin çekildigi, bu görüntülerin oral seks yapan erkeklerden birinin yüzüne monte edildigi, doktor raporu ve savcilik yazilari gibi belgelerin taklit edilerek homoseksüellilkten yargilandigi izlenimini vererek fotograflarla birlikte bir dergide yayinlattiklari, bu görüntüleri içeren binlerce brosür bastirip faks ve posta ile dagittiklari, Müsteki Ebru Simsek verdigi ifadesinde kendisini begenen Adnan Hoca'nin yaliya çagirttigini, cemaate katilmaya davet ettigini, kabul etmeyince kolasina ilaç katarak suurunu yitirdigini, iradesi disinda sevisme görüntülerinin çekilerek kendisine isteklerini kabul etmesi için santaj yapildigini, bu nedenle Bahadir Güven ile görüstürüldügünü, Bahadir Güven'in kendi gazetelerine bastirilmis olan resimlerini göstererek tehdit ettigini, kabul etmezse televizyon ve gazetelerde yayinlatacaklarini söyledigini belirtmistir. 1997 yilinda örgütten kaçan Bekir Murat Sariaslan, gizli kameralarla çekim yaptiklarini, çekimin yapilacagi odaya kameralari kendisinin ayarladigini, ancak çekimi kendisinin yapmadigini, çekimin yapildigi yerin Etiler'de bir ev oldugunu, çekimi kardeslerden birinin yapmis olabilecegini, kasetin Adnan Hoca'ya götürülmüs olabilecegini, Ebru Simsek'in Adnan Hoca'nin odaligi olmasi için baski tehdit ve santaja maruz kaldigini istem kabul edilmeyince kasetle tehdit etmis olabilecegini, Müsteki Celal Adan, Adnan Hocacilarla Ceylan otelde yasanan olaylardan sonra, Adnan Hocacilarin kendisini aile ve siyasi çevresinde yipratmak için yogun bir kampanya baslattiklarini, yüzlerce mektubu aile çevresine, çocuklarinin sinif arkadaslarinin velilerine, milletvekillerine, sivil toplum örgütlerine faksladiklarini, postaladiklarini, bu mektuplarda çirkin, seviyesiz iddialarda bulunduklarini, bu mektuplarin Firat Develioglu, Ufuk Özturgut, Halil Hilmi Müftüoglu gibi örgüt mensuplarinin yakalandiklari evde bulunduklari, Güzide Aydogdu ve diger müritlerin bilgisayarinda evraklari arasinda Celal Adan ile ilgili Ceylan Otelde meydana gelen olaya iliskin radyo televizyon yorumlari bulundugu, Bilim Arastirma Vakfi antetli kagitlarda Tansu Çiller lehine, Mehmet Agar aleyhine siyasi terbiye ve nezaketten uzak agir ithamlar bulundugu, örgüt mensuplarinin bilgisayarlarinda Susurluk, Bahçelievler Katliami gibi konulara iliskin bilgilerin bulunmakta oldugu, Mehmet Agar'a iliskin ev, is ve cep telefonlari ile gizli olmasi gereken, aranan ve aranilan numaralari gösteren uzun listeler yer aldigi, Adnan Oktar, Mehmet Agar ile Celal Adan'a iliskin muhalefetin nedenini, Mehmet Agar'in 1991 yilinda kendisini haksiz yere gözaltina aldirmasi ve her iki politikacinin da Tansu Çiller'e mualif olmalari olarak açikladigi, Netice olarak, Atatürkçülük görüntüsü ve Islamcilik kisvesi altinda, muhafazakar görüntüler ve cinsel imkanlarla santaj, komplo ve tehditlerle kendilerine tabi kildiklari insanlari cinsel ve ekonomik yönden sömüren, bu sömürü için baski, korkutma ve sindirme gücünü kullanan çikar amaçli suç örgütünün kurum, yönetici ve üyelerinin 2845 Sayili Kanunun (D.G.M) 20. maddesine göre yargilanmalarinin yapilarak, 4422 (Ç.A.S.Ö.M.K.) Sayili Kanunun 1/1,1/4 maddeleri, 4450 Sayili Kanunun 1. maddesi, T.C.K'nin 313/1,192/1 (Ebru Simsek, Mehmet Agar, Celal Adan, Fatih Altayli'ya yönelik filmlerden dolayi) maddeleri uyarinca cezalandirilmalari talep olunmustur.
a) Hazirlik sorusturmasi asamasinda gözaltina alinan 93 kisinin Emniyet Müdürlügü, Savcilik ve yargiç önünde verdikleri ifadeler b) Bilim Arastirma Vakfi Merkezi'nde ve örgüte mensup çesitli kimselerin ve örgüt evlerinde yapilan aramalar sonucunda el konulan bilgisayarlarda kayitli oldugu iddia olunan dosyalarin yazili dökümleri c) 1996,1997,1999 yillarinda Devlet Güvenlik Mahkemesinden alinan 12 adet telefon dinleme karariyla dinlenen telefonlarin konusma metinleri d) magdur beyanlari ve telefon ihbarlari (Dosyada ihbar tutanaklari yoktur.) Adnan OKTAR'in milliyetçi, vatansever bir insan oldugu, 1979 yilinda Mimar Sinan Üniversitesi'ne girdigi, tahsili süresince Komünizm, Materyalizm ve Darwinizme karsi mücadele ettigi, 1980 yilindan itibaren Masonluk hakkinda arastirmalar yaptigi, üniversite yillarinda bazi fikri sempatizanlari oldugu, 1986 yilinda Yahudilik ve Masonluk kitabini hazirladigi zaman kendisine büyük bir baski basladigi, bir dergide yayinlanan “Ibrahim milletinden, Türk Kavmindenim” sözü nedeniyle tutuklandigi, 10 ay tutuklu kaldigi, açilan kamu davasinin düstügü, Masonlarin Yahudilik ve Masonluk kitabinin filmlerine karsilik yüklü bir para ve hukuki süreçte kolaylik saglamayi vadettikleri, 19 Ocak 1990 tarihinde Bilim Arastirma Vakfi'nin kuruldugu, kurucularla aralarinda olan fikri yakinlik nedeniyle Adnan OKTAR'in vakfa fahri baskan yapildigi, vakfin sadece görünürde Atatürkçü olmadigi, gerçek Atatürkçü oldugu, Atatürk'ü Marksist bir bakisla yorumlamak isteyen çevrelere karsi milliyetçi-muhafazakar bir Atatürkçülük anlayisi benimsedigi, Masonluk üzerindeki çalismalari nedeniyle 1986 yilindan sonra sahsina yönelik sadiri ve taciz girisimlerinin arttigini, masonlarin belgeleri açiklamasindan koktugunu, 1991 yilinda evine yapilan baskinla kütüphanesinden düzmece kokain paketi çikartildigi, kokain kullanmaktan dolayi hakkinda açilan davanin beraatle neticelendigi, kokain komplosunun merkezinde mason örgütlerinin bulundugu, 1997-1998 yillarinda Ermeni Soykirim iddialarinin iç yüzü, Kosova Sorunu ve Balkanlarin gelecegi, Evrim Teorisinin Çöküsü ve Yaratilis Gerçegi üzerinde bütün illerde konferanslar düzenledigi, hiçbir çikar amaçli suç örgütünün kendisine yaradilis gerçegini topluma anlatmak gibi bir misyonu yüklemeyecegi, Türkiye'nin en uzak sehirlerine kadar gidip bilimsel konferanslar yapmayacagi, maddi imkanlarini, kisisel emeklerini seferber ederek belgesel filmler üretmeyecegini, entelektüel seviye, ideal özveri ve hizmet duygusuna sahip olmayacagini, Bilimsel Arastirma Vakfi'nin çikar amaçli bir suç örgütü olmadigi savunulmaktadir. Bilim Arastirma Vakfi'nin faaliyetlerinden rahatsiz olan Marksist, Darwinist ve Masonlarin, Adnan OKTAR'a cinsel bir komplo hazirladiklari, gazetelerin kamu görevlilerine vakif üzerine baski yapmaya çagirildigi, bazi köse yazarlarinin Içisleri Bakanini göreve davet ettikleri, Istanbul Emniyeti'nin Organize Suçlar Subesi Ekiplerinin 2000 polisle 12.11.1999 tarihinde sabaha karsi saat 03.00 sularinda, çogu Bilim Arastirma Vakfi Mensuplarina ait 48 eve baskin düzenleyerek 85 kisiyi gözaltina aldigi, gözaltina aldigi kisilere maddi manevi iskence ve hakaretler yapildigi, yatak odalarina kadar girildigi, çesitli eziyetlere maruz birakildigi, büyük esyalarina el konuldugu, ifadelerin o gün baski, siddet, iskence altinda alindigini, alinan ifadelerin itiraf olmayip, senaryo oldugu, ifadelerdeki pasajlarin bütünlerinin kopyasi oldugu, operasyonun basarisi adina suçsuz insanlara suç isnat edildigi, Emniyetin düzenlemis oldugu ifadelere zorla imza attirildigi ileri sürülmüs, operasyonlari hakli çikarmak için davet ve ilanla sikayetçi arandigi, kaynagi meçhul ihbarlarin oldugu, bazi ailelerin zor ve tehditle sikayetçi yapildiklari, Emniyetteki ifadelerin kasitli olarak medyaya sizdirildigi, global masonluk kitabinin disketlerinin kayboldugu, ifadelerin önceden yazildigini, gözlem altina alinanlara imza ettirildigini,ifadelerdeki senaryolari dogrulayacak hiçbir maddi delil bulunmadigini, esasen ifadelerin baski, tehdit, iskence, manevi cebirle alindigini, zora dayali soyut ifadelerin C.M.U.K. 135/a ve 254/ son maddeleri uyarinca hükme esas teskil etmeyeceklerini, Emniyetçe gözlem altina alindiktan sonra ifadeleri alinanlari hemen tümünün savcilikta ifade degistirdikleri; önceki ifadelerin tehditle alindigini, senaryodan ibaret oldugunu, özgür ifadelerinin savcilikta verilen ifadeler oldugunu ileri sürmüs, hatta magdur olarak gösterilen Seçkin Piriler, Tugçe Doras gibi kimseler Devlet Güvenlik Mahkemesi Baskanligina vermis olduklari dilekçelerde Savciliktaki ifadelerini de kabul etmediklerini çünkü korktuklarini açiklamislardir. Gözlem altina alma ve tutuklamalarin dayanagi olan telefon konusmalarinin yapay sekilde olusturulmus olacagi, kayitli olan sesin %100 belli bir kisiye ait oldugunun iddia olunamayacagini, kaydedilmis bir konusma üzerinde sahtekarligin kolaylikla gerçeklestirilebilecegini, yapilan sahteciligin teshis edilmeme ihtimalinin çok yüksek oldugu, çözümlerin tahrif edilmis olabilecegi, Türkiye'de telefon dinleme hususunda saibeler oldugu, esasen telefon dinlemenin hiçbir yasal dayanagi olmadigi, suç delili olarak gösterilen bulgularin gerçegi yansitmadigi, bu nedenlerle delil olarak kullanilmalarinin mümkün olmadigi, Bilim Arastirma Vakfi içinde bas imam, imamlar kurulu, kardesler, motor, Ahmet Abi, bacilar, cariyeler gibi uydurma gruplar olmadigi, bu ifadelerin lümpen çevrelere ait oldugu, Bilim Arastirma Vakfi mensuplarinin yüksek tahsilli, lider ruhlu kimseler oldugu, vakiftaki yasamin talimatlarla belirlenmedigi, Vakifta hiç kimse hakkinda santaj kaseti ve santaj aletine rastlanmadigi, kendisine santaj yapildigini iddia eden müsteki bulunmadigi, Emniyetteki tutanaklarda haklarinda gizli çekim oldugu söylenen Nefise Karatay, Ebru Destan, Eda Modoglu, Buket Derelioglu, Harika Avci, Dansöz Tanyeli, Deniz Akkaya gibi bayanlarin böyle bir santaja maruz kalmadiklarini belirttikleri, santaja delil gibi gösterilen telefon konusmalarinin aslinda dökümünün mevcut olmadigi, Rusen Çakir, Hincal Uluç, Fatih Altayli, Meral Aksener, Mesut Yilmaz, Celal Adan, Mehmet Agar gibi gazeteci ve politikacilara gönderilen faks ve mektuplarin Bilim Arastirma Vakfi ve üyelerine ait arsiv ve bilgisayarlardan gönderilmedigi, adi geçen faks ve mektuplarin santaj araci olmadigi, Fatih Altayli olayinda hiçbir santaj ve tehdit bulunmadigi, Fatih Altayli'nin Savciliklara verdigi sikayet ve dilekçelerde takipsizlik karari verildigi, politikaci ve gazetecilere gönderilen faks ve mektuplarda yildirma ve sindirmenin bulunmadigi, ancak fiilin karsilikli hakaret sayilabilecegi, Bilim Arastirma Vakfinin santaj ve tehditle menfaat temini iddiasinin son derece saçma oldugu, Bilim Arastirma Vakfi mensuplarinin cinsel sömürüye ihtiyaçlari olmadigi, içinde yasadiklari çevre geregi cinsel arzularini tatmin edebilecekleri, 48 evin aniden basildiginda da uygunsuz bir iliskiye rastlanmadigi, cinsel içerikli suçlamalara maruz kalan Tugçe Doras, Sevda Demirel, Seren Serengil, Leyla Adali, Pinar Tezcan gibi hanimlarin cinsellikle ilgili ithamlari yalanladiklari, cinsellikle ilgili emniyette alinan ifadelerin uydurma oldugu, Bilim Arastirma Vakfi'nin legal bir hizmet kurulusu oldugu, bagislarla islemekte oldugu, özel bir bagis toplama sistemi olmadigi, para vermek için zorlandigini, özel olarak tesvikedildigini iddia eden kimsenin bulunmadigini, Kardes Payini Unutmayiniz, ihtiyaçtan Fazlasini Cemaate Veriniz gibi bir sistemin olmadigi, esasen böyle bir iddianin savciliga verilen ifadelerde reddedildigi, örgüte yapilan gayrimenkul bagisi iddialarinin tamamen asilsiz oldugu savunulmakta, Adnan Oktar'in birkaç takim elbisesi ile kitaplarindan baska malvarligi bulunmadigi, savcilik iddianamesinin aksine lüks bir hayat yasamamakta oldugu, diger Bilim Arastirma Vakfi üyelerinin az çok malvarliklari oldugu, Bilim Arastirma Vakfi üyelerinin çogunlugunun mütevazi bir hayati oldugu, Silivri'deki çiftligin üzerine oturdugu topragin bes ayri aileye ait oldugu ve binanin bes ayri aile tarafindan yapildigi, Adnan Oktar'in bu çiftlige hiç gitmedigi, iddianamede Bilim Arastirma Vakfina ait oldugu belirtilen sirketlerin tamamen hayal mahsulü oldugu iddia olunmakta, Iddianamede yer aldigi gibi hiç kimsenin santaj ve tehdit ile örgüte tabi kilinmadigi, Ebru Simsek disinda hiç kimsenin Bilim Arastirma Vakfi camiasinda olmak için zorlandigini iddia etmedigini, iddianamede isimleri magdur ve müstekiler arasinda sayilan Tugçe Doras ve Seçkin Piriler gibi bayanlarin Devlet Güvenlik Mahkemesine verdikleri dilekçelerde cinsel içerikli hikayelerin kendilerine polis tarafindan zorla kabul ettirildigi belirtilmekte, Savcilik iddianamesinde Ebru Simsek'in santaj magduru olarak gösterildigi, aslinda Ebru Simsek'in bir erkekle cinsel iliskiye girmesinin gizli kamera ile tespit edildigi, ancak bunu yapanin Bilim Arastirma Vakfi mensuplari olmadigi, bir gazeteci oldugu, daha sonra fotograflarin Hafta Sonu gazetesinde yayinlandigi, Ebru Simsek'i, Semi Karas isimli bir muhabbet tellalinin pazarladigi, filmin çekildigi yerin Bilim Arastirma Vakfi mensuplarina ait bir ev olmadigi, o günlerde Bilim Arastirma Vakfi camiasinin gizli kamera ile çekim yaptigi söylentisinin yaygin olmasi nedeniyle Ebru Simsek'in gizli çekimin Bilim Arastirma Vakfi mensuplarinca yapildigina inandigi, ayrica basina yaranmak için Bilim Arastirma Vakfina iftira attigi, 1995 yilinda Bilim Arastirma Vakfi hakkinda yaptigi sikayetin takipsizlikle neticelendigi, Celal Adan, Mehmet Agar, Fatih Altayli hakkinda Bilim Arastirma Vakfi camiasindan hakaretamiz bir yayin yapilmadigi, adi geçen sahislara karsi Bilim Arastirma Vakfi veya Bilim Arastirma Vakfi mensuplarindan bir faks, bir belge veya mektup gitmedigi, Fatih Altayli''in Bilim Arastirma Vakfi hakkinda yapmis oldugu sikayetler hakkinda delil yoklugundan Savcilikça takipsizlik karari verildigi ileri sürülmüs, netice olarak saniklarin isnat edilen suçlardan dolayi beraatlerine karar verilmesi talep olunmustur.
Iddianamede saniklara isnat olunan suçlarin çogu telefon konusmalarina dayandirilarak yapilmistir. Telefon konusmalarini dinlemenin Anayasa, Insan Haklari Avrupa Sözlesmesi ve C.M.U.K.'a uygunlugunu incelemek gerekmektedir. Anayasa'nin 22. maddesine göre; “Herkes haberlesme hürriyetine sahiptir.” “Haberlesmenin gizliligi esastir.” “Kanunun açikça gösterdigi hallerde usulüne göre verilmis hakim karari olmadikça; gecikmesinde sakinca bulunan hallerde de kanunla yetkili kilinan merciinin emri bulunmadikça haberlesme engellenemez ve gizliligine dokunulamaz.” “Istisnalarin uygulanacagi Kamu Kurum ve Kuruluslari kanunda belirtilir.” O halde Anayasamiza göre haberlesme özgürlügüne ancak kanunun açikça gösterdigi hallerde ve hakim karariyla müdahale olunabilir. Gecikmesinde sakinca bulunan hallerde ancak kanunun yetkili kildigi merciin emriyle haberlesme özgürlügüne donulabilir. Keza Anayasa'nin 13. maddesine göre; temel haklar milli güvenlik, kamu düzeni, genel asayis, genel sagligin korunmasi amaciyla Anayasa'nin sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sinirlanabilir. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili genel ve özel sinirlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykiri olamazlar. Öngörüldükleri amaç disinda kullanilamazlar. Sadece bir takim süpheler üzerine hiçbir kanuni mesnedigi olmadigi halde BAV mensuplarinin telefonlarinin dinlenmesinin demokratik toplum gereklerine uymadigi ortadadir. Zira telefon dinleme gibi özel hayata bu nedenli agir sekilde müdahale eden bir tedbire basvurulmasi için kuvvetli süphelerin bulunmasi gerekir. Telefon dinleme hususunda 30.07.1999 tarih ve 4422 Sayili Çikar Amaçli Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu çikarilincaya kadar mevzuatimizda telefonlarin dinlenmesine iliskin bir hüküm yoktu. Anayasada öngörülmüs olmalarina ragmen konu kanunla düzenlenmedigi için telefon dinlenmelerinin hiçbir hukuki önemleri bulunmamaktadir. Türk Hukukunun üst normlarini olusturan Insan Haklari Avrupa Sözlesmesinin 8. maddesine göre;
Insan Haklari Avrupa Sözlesmesi de Anayasamiz gibi haberlesme hakkina saygi gösterilmesi geregini vurgulamis, bu özgürlügün demokratik bir cemiyette milli güvenlik, amme emniyeti, kamu düzeni gibi nedenlerle ancak hakim karariyla kanunun gösterdigi hallerde kisitlanabilecegini kabul etmistir. Söz konusu mahkeme vermis oldugu kararlarda telefon dinlemek için mutlaka kanunun gerekli olduguna isaret etmekte, kanunda dinleme kosullarinin belirtilesi geregine deginilmekte, kamu makamlarinin takdir hakkinin sinirlarinin belirtilmesinin önemine deginmekte, özgürlügün kisitlanmasi ile kisiye verilen zarar ile korunan menfaat arasinda oran bulunmasi, telefon dinleme tedbirine basvurulmasi konusunda zaruret olmasi, kisitlamanin demokratik toplum gereklerine uygun olmasi gerektigine isaret etmektedir. Kaynagi belli olmayan birkaç ihbar ile BAV mensuplarinin telefonunun dinlenmesinin Insan Haklari Avrupa Sözlesmesi'yle de uyusmadigi asikardir. Çünkü konu Türk mevzuatinda düzenlenmemistir. C.M.U.K.'da da, telefon dinlemeye iliskin bir hüküm yoktur. durum bu olunca saniga gönderilen mektuplar vesair mersule (Koli paket gibi) ve telgraflarin posta ve telgrahanede zaptina hakimin karar verecegini, gecikmede sakinca bulunan hallerde savcinin da ayni islemi yapacagina ve savcinin el koydugu evraki derhal hakime teslim edecegine iliskin hükümlerin (C.M.U.K. md. 91, 92) telefon dinleme islemlerine de kiyasen uygulanacagi akla gelebilir. C.M.U.K. 91 ve 92 maddelerinin telefon dinlemeler için kiyasen uygulanmasi mümkün degildir. Eger böyle bir imkan olsaydi anayasa ve kanuna koyulan bir hükümle veyahut hürriyete, özel hayatin gizliligi, düsünceyi açiklama ve yayma özgürlükleri bir tek madde ile kisitlanabilir, bunun için de bir yargiç karari kafi gelebilirdi. Her özgürlügün kisitlanma sekli (yakalama, tutuklama, düsüncenin yayilmasi) kanunlarimizda ayri yari düzenlendigine göre telefonla haberlesme özgürlügünün kisitlanmasi da kanunda ayrica düzenlenmeliydi. Böyle bir bosluk kanun koyucunun kusurudur. Kaldi ki postada el koymaya iliskin C.M.U.K. 91 ve 92 maddeleri özgürlügün kisitlanmasina iliskin öezel maddelerdir. Postaya iliskin olmasi konusu, suç delilinin özelligi itibariyle özel bir maddedir. Özel bir konuya has düzenlemenin kiyasen genisletilmesi mümkün degildir. Öte yandan fail aleyhine netice doguracak kiyasin Ceza Usul Hukukunda da kabulü mümkün degildir. C.M.U.K. 91 ve 92. Maddelerini genisletici yorumla da genisleterek söz konusu maddeleri telefon dinlemelerini de kapsar sekilde yorumlamak mümkün degildir. Çünkü genisletici yorum kanun metninin düzenlendigi yillarda olmayan olgularin kanunun ruhuna aykiri olmamak kaydiyla kanun metni kapsami içnde mütalaa edilmesidir. Oysa Ceza Usul Kanunun yapildigi yillarda ve daha sonra yapilan degisiklikler sirasinda telefon ve telefon dinleme zarureti mevcut idi. O halde Anayasanin 22, A.I.H. Sözlesmesinin 8. Maddesine aykiri olarak gerçeklestirilen dinlemelerle hukuka aykiri bir sekilde elde edilen dellilerin C.M.U.K.'un 254/2 maddesi geregince hükme esas alinmayacaktir. Nitekim Yargitay, Anayasanin 22. Maddesinde ifadesini bulan haberlesmenin gizliligi esastir. Kanunun açikça gösterdigi hallerde usulüne uygun olarak verilmis hakim karari olmadikça haberlesmenin engellenemeyecegi, gizliligine dokunulamayacagina isaret etmis, sorusturma ve kovusturma organlarinin C.M.U.K.'un 135/a ve 254/2 maddelerine aykiri bir sekilde elde ettikleri dellilerin hükme esas alinamayacagina karar vermistir. Dinlenme tarihinden uzun zaman geçtikten sonra telefon çözümlerinin sorusturmada delil olarak kullanilasi da hukuka aykiridir. Avrupa Insan Haklari Mahkemesi vermis oldugu kararlarda telefon dinleme sonunda elde edilen delillerin kisa sürede sorusturmada kullanilmasini aksi halde yokedilmesini öngörmektedir. Bunun nedeni bekletilen bantlarda ve telefon çözümlerinde daha sonra tahrifatlarin olabilecegi ve sanigin aleyhine delil olarak kullanilabilecegidir. Bilim Arastirma Vakfina mensup olanlara iliskin 12 adet telefon dinleme kararinin 11 adeti 1996 ve 1997 yillarinda 1 adeti de 15 Eylül 1999 tarihinde verilmistir. Bu arada 4422 Sayili Çikar Amaçli Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu 01.08.1999 tarihinde yürürlüge girmistir. Adi geçen kanunun 2. Maddesinin 7.firkasina göre iletisimin dinlenmesinden sonra suç isledigine dair süphe ortadan kalkarsa dinleme bantlari ve çözümleri savcinin denetiminde 10 gün içinde ortadan kaldirilir. Bu hükmün anlami eger ortada suç varsa tahkikatin on gün içinde baslatilmasi aksi halde sorusturmanin ortadan kaldirilmasidir. 01.08.1999 tarihinde 4422 Sayili Kanun yürürlüge girdigine göre hiç olmazsa eski bantlar ve çözümler Agustos ayinda ortadan kaldirilmaliydi. 15 Eylül 1999 tarihinde tekrar dinleme yapildigina göre 25 Eylül 1999 tarihine kadar ya sorusturma açilmali ya da dinlenen telefonlarin bantla çözümleri ortadan kaldirilmaliydi. O halde 1996 ve 1997 yillarinda ve 15 Eylül 1999 tarihinde dinlenen telefon, bant ve çözümlerinin hukuka uygun sekilde elde edilmis delil sayilmasina ve bu sorusturmada kullanilmasina imkan ve ihtimal yoktur. Kaldi ki; telefon bantlarini ve çözümlerini tek baslarina delil olarak kullanmak da mümkün degildir. Çünkü sesler yaniltici olabilir. Montajlar yapilabilir. Telefon kayitlari ancak diger delillerle desteklenirse delil degerini kazanabilir. Mesela uyusturucu pazarlanmasina iliskin kayitlar ancak müzakerelere iliskin, uyusturucunun bu yerlerde maddeten bulunmasi halinde delil olabilir. Soyut, tek basina delil olamazlar. Öte yandan 1996-1997 yillarinda elde edilen telefon bantlarinin içeriklerinin degistirilmediginden, montajlanmadigindan süphe etmemek de elde degildir.
Saniklarin suçlarina iliskin iddianamedeki dayanaklari genis ölçüde Emniyette verilen ifadeler olusturmaktadir. Oysa saniklarin büyük çogunlugu emniyette verdikleri ifadeleri savcilikta kabul etmemisler, emniyette verilen ifadeleri baski, tehdit, korkutma, yildirma, hakaret, kötü muamele, yorma, aldatma, manevi iskence, zorla ilaç verme altinda verdiklerini söylemisler, saniklardan Tugçe Doras Seçkin Piriler, Devlet güvenlik mahkemesine verdikleri dilekçelerde kendilerine cinsel içerikli hikayelerin polis tarafindan zorla kabul ettirildigini ifade etmislerdir. Fiziki cebir, darp doktor raporu ile kanitlanabilir ama manevi cebir doktor rapor ile kanitlamak mümkün degildir. Durum böyle olunca C.M.U.K. ‘nun 135/a maddesi uyarinca yasak sorgu yöntemleri ile elde edilen ifadelerin saniklarin rizasi da olsa delil olarak degerlendirmesi mümkün degildir. Nitekim Yargitay bir çok kararinda buna isaret etmektedir.
“Kendisine veya baskasina para veya diger bir yarar saglamak maksadiyla bir gerçek veya tüzel kisiye zarar verebilecek bir hususu nesir yolu ile veya her ne suretle olursa olsun açiklama tehdidinde bulunanlara bir yildan üç yila kadar hapis ve iki milyon liradan on milyon liraya kadar agir para cezasi verilir.” “Fail arzu ettigi para veya menfaati elde etmis ise, ceza üçte biri oraninda artirilir.” (md. 192) Adi geçen maddede hürriyet aleyhine bir suç islenmekte, magdur tehditle manevi baski altina alinmaktadir. Fail magdura zarar verecek bir hususu açiklama tehdidinde bulunarak kendisine veya baskasina para veya sair bir menfaat temin etmektedir. Suçun maddi unsuru magdura zarar verebilecek bir hususu açiklama iradesini magdura iletmektedir. Magdura zarar verecek husus, nesir yolu veya kamuoyuna duyurmaya yarayan herhangi bir baska vasita ile açiklanabilecektir. Zarar maddi veya manevi nitelikte olabilir. Ticari itibar veya onur kaybi vs. Açiklanabilecek hususun magduru fedakarliga, failin kendisi veya baskasi için istedigi menfaati tatmine itebilecek durumda olmasi gerekir. Magdurun iradesi üzerinde etki gösterecek nitelikte olmasi kafidir. Magdura zarar verebilecek husus, namus, seref ve haysiyeti veya malina zarar verecek nitelikte olmalidir. Ancak gerçekten fiilen zarar verebilecek durumda olmasi sart degildir. Açiklama tehdidi menfaat temininden önce veya hiç olmazsa menfaat temini sirasinda yapilmalidir. Tehdit bizzat magdurun kendisine iletebilecegi gibi bir yakinina veya bir arkadasina da iletebilir. Failin tehdit yoluyla elde etmek istedigi para veya diger yarar haksiz olmalidir. Bu yarar failin iradesine yapilan baski ve tehdit ile elde edilmek istenmelidir. Haksiz menfaatin elde edilmesi için tehdidin yapilmasi ve tehdidin faile ulasmasiyla suç tamamlanir. Suçun manevi unsuru özel kasttir. Fail fiili, kendisine veya baskasina para veya sair bir menfaati elde etmek saikiyle, magdura zarar verebilecek tehditte bulunmalidir. Yargitay; “Bize para ve yiyecek getirmezsen senin escinsel oldugunu heryerde söyleyecegim” diyen sanigin fiilinn T.C.K.'nin 192. Maddesini ihlali olusturacagina karar vermistir. Her ne kadar iddianamede Celal Adan, Mehmet Agar, Fatih Altayli, Ebru Simsek gibi magdurlara karsi T.C.K.'nin 192.maddesinde ifadesini bulan tehdit ile menfaat saglama suçunun islenmis oldugu ileri sürülse de yukarida maddi ve manevi unsurlari belirtilen suçun, inceleme konusu olayda gerçeklesmedigi açik bir sekilde ortadadir. Suçun olusmasi için haysiyet ve serefe veya bir baska sekilde magdura zarar verici bir hususun açiklanmasi tehdidinde bulunulmasi gerekir. Eger magdur istenilen menfaati gerçeklestirmezse kendisine zarar verecek hususu çevresine, kamuoyuna duyuracaktir. Duyurulma tehdidi yapilacaktir. Olayda böyle bir durum gerçeklesmemistir. Iddianamede Adnan OKTAR'in Emniyette verdigi ifadede kendisi ve vakfi aleyhine faaliyette bulunan, yayin yapan kimselere karsi korku ve yildirma için imamlarina emir verdigini, Ebru Simsek, Nadire Içkale, Leyla Adali, Dansöz Tanyeli'nin gizli çekimlerini yaptirdigi, Zafer Mutlu, Mehmet Agar, Celal Adan hakkinda basin yayin organlariyla yakinlarina mektup seklinde bilgi gönderttigi, Fatih Altayli, Mesut Yilmaz ve Dinç Bilgin hakkinda fotomontaj yaptirdigini kabul ettigi, diger saniklardan Firat Develioglunun, Adnan OKTAR'in bilgisi ve istiraki ile Fatih Altayli'nin görüntülerinin çekildigi, oral seks yapan erkeklerden birinin yüzüne monte edildigi, bunun kendisine karsi kullanildigi, Bekir Murat Sariaslan'in Ebru Simsek'in gizli kamera ile cinsel iliskisinin çekildigi, bunun Adnan Hocaya götürülmüs olabilecegi ifade ediliyorsa da bu ifadeler emniyette verilmistir. Yukarida da belirtildigi gibi saniklarin söylemedikleri hususlarin saniklar tarafindan söylenmis gibi gösterildigi, ifadelerin cebir siddet tehditle alindigi, ifadelerin senaryolar oldugu gün gibi asikardir. Nitekim Ebru Simsek disinda kimse bu konuda sikayetçi olmamistir. Öte yandan Emniyetteki ifadede gizli çekimlerinin yapildigi söylenen Nefise Karatay, Ebru Destan, Eda Modoglu, Buket Derelioglu, Harika Avci, Dansöz Tanyeli, Deniz Akkaya gibi bayanlar bu santaja maruz kalmadiklarini ifade etmislerdir. Tugçe Doras, Seçkin Piriler gibi bayanlar da DGM Baskanligina verdikleri dilekçelerde cinsel içerikli hikayelerin kendilerine polis tarafindan zorla kabul ettirildiklerini ifade etmislerdir. Bu konuda tek sikayet, Ebru Simsek'ten gelmistir. Gerçekte bu bayanin gizli çekimi, Bilim Arastirma Vakfi ile ilgisi olmayan bir gazete tarafindan yapilmis ve resimler bu gazetede basilmistir. Bu çekimi, BAV mensuplarinin yaptigina inandigi için Ebru Simsek suçu BAV Mensuplarina atmistir. Çünkü gizli çekimin yapildigini ögrendigi günlerde, BAV Mensuplarinin gizli çekim yaptiklari söylentisi yaygindi. Öte yandan bu konuda tek iddia Ebru Simsek'e aittir. Bahadir Güven'in resimlerini göstererek tehdit ettigini kabul etmezse televizyon ve gazetelerde yayinlayacaklarini söyledigini söylemistir. Bu durumun BAV Camiasiyla bir ilgisi yoktur. esasen, Ebru Simsek'in bu konuda BAV mensuplariyla ilgili sikayeti, takipsizlikle sonuçlandirilmistir. BAV tarafindan Fatih Altayli, Mehmet Agar, Celal Adan'a gönderilmis haysiyet kirici bir faks, mektup, fotomontaj gibi evrak mevcut degildir. Bu gönderim ve tehdit karsiliginda adi geçen sahislardan bir sey istenmis degildir. Öyle bir tehdit yoktur. Ancak Fatih Altayli BAV hakkinda bazi sikayetlerde bulunmus, savcilik delil yetersizliginden dolayi takipsizlik karari vermistir. Kaldi ki Fatih Altayli, Mehmet Agar, Celal Adan için gönderilen veya yazilan asagilayici evraklar, ya sadece hakaret veya karsilikli hakaret suçunu olusturabilirler. Bunun için usulüne uygun sikayet dilekçesi verilmesi gerekirdi. b)T.C.K. 313. MADDESININ IHLAL OLUNUP OLUNMADIGI: “Her ne suretle olursa olsun, cürüm islemek için tesekkül olusturanlara veya bu tesekküllere katilanlara bir yildan iki yila kadar agir hapis cezasi verilir.” (md.313/1) “Bu maddede yazili tesekkül, iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm islemek amaci etrafinda birlesmesiyle olusur.”(md.313/6) En az iki kisinin biraraya gelerek kanunun suç olarak düzenledigi bir fiili veya fiilleri sayisiz sayida islemek için anlasmasidir. Anlasma anindan itibaren suç tamamlanmis olur. ancak bu suç devamli bir suçtur. Tehlike suçudur. Yani baska suçlarin islenmesini önlemek amaci güderler. Failler ayni suçu veya farkli suçlari sayisiz defa islemek üzere anlasmislardir. Istirakte ise failler bir suçu islemek için anlasirlar. Suçu islediklerinde anlasma fiilinin hiçbir hükmü kalmaz. Oysa suç islemek için anlasmada herhangi bir suç islendiginde anlasma (örgüt) devam eder. Çünkü amaç yeni yeni suçlar islemektir. Iki kisinin anlasmasiyla örgütü kurmalarindan sonra baskalari da bu anlasmaya istirak ederlerse onlarda suç islemek için örgüt kurma suçunun faili olurlar. Örgütte bir is bölümü olabilir. Kurucular, organizatörler, idare edenler ve üyeler gibi. Suç iki kisinin anlasmasiyla tamamlanir. Baskalarinin girmesiyle de giren açisindan tamamlanir. Devlete karsi suç islemek için örgüt kurma, çikar amaçli suçlar islemek için örgüt kurma suçlari karsisinda 313. Madde genel bir hükümdür. Bu kanun ve hükümler olmazsa çikar amaçli suç örgütlerinin failleri T.C.K. 313. Madde uyarinca cezalandirilirlar. Suçun manevi unsuru genel kasittir. Ancak genel kastin yaninda özel kast da gerekir. Gerçekten fail suç islemek için baskasiyla anlasmalidir. Özel kasti belirleyen failin amacidir. Nitekim Yargitay, cürüm islemek için örgüt kurma suçunun özel kastla islenebilecegine isaret etmistir. Inceleme konusu dosyada yer alan fiiller, T.C.K.'nin 313. Maddesinde tanzim olunan suçun unsurlari kapsamina girmemektedir. Adnan OKTAR 1979 yilinda Findikli Güzel Sanatlar Akademisine girdiginde iki üç kisilik gruplar halinde dostluklar kurulmaya baslamis, 1991 yilinda BAV'i olusturmus olsalar da, vakfi olusturanlar ve akademide biraya gelenler arasinda sadece ve sadece fikir birligi ve ayni görüsleri paylasma vardir. Kanunda tarif edilen herhangi bir suçu isleme niyet ve birligi yoktur. Nitekim daha sonraki yillarda da düzenlenen konferanslarla (Evrim teorisi, Masonluk, Kosova Sorunu gibi) bilimsel faaliyetlere devam edilmistir. BAV kurulduktan sonra da, kurulmadan önce de Adnan OKTAR ve arkadaslari tarafindan herhangi bir suç islenmemistir. Islendigi iddia olunan santaj, komplo ve tehdit hiçkimseye karsi islenmemistir. Islendi iddiasi sadece emniyetteki ifadelere dayanmakta, ancak gerçek bu ifadelerde ismi geçen magdurlar tarafindan söylenmekte, böylece herhangi bir cinsel sömürü olmadigi anlasilmaktadir. Gerçekten Dansöz Tanyeli, Leyla Adali, Deniz Akkaya, Sevda Demirel gibi cinsel sömürü magduru oldugu iddia olunan hanimlar kesinlikle yanlis bir seyler oldugunu ifade etmektedirler. Öte yandan her çevrede oldugu gibi BAV camiasinda da cinsel iliski olmus olabilir. Ancak hiçkimse bir baskasiyla cinsel iliskiye girmek için zorlanmamistir. Kimse BAV camiasina cebir siddet tehditle getirilmemistir. Cinsel iliski mevcutsa, iliskiye girenlerin yasi 18'den fazla, iliskiye girmek için cebir siddete maruz kalmamislarsa ortada suç yoktur. Fiilin ahlaka aykiri olup olmadigi Ceza hukukunu ilgilendirmez. Faaliyetleri nedeniyle BAV mensuplarinin vakiflarini çikar amaciyla da kurmadiklari anlasilmaktadir. Esasen çikar amaçli, lüks bir hayat için de vakif kurulabilir. Bu vakif üyelerinin sorunudur. Ancak kimse zorla vakfa girmeye mecbur edilemez. Cebir, siddet, tehdit bagis yapmak zorunda birakilamaz. Öyle bir durum BAV'da söz konusu degildir. Insanlar zorlama olmaksizin malvarliklarini bir kuruma bagislayabilir. Vakfin gayri mesru kazancina iliskin herhangi bir bilgi belge mevcut degildir. Vakiflarin, her türlü denetiminin Vakiflar Genel Müdürlügü denetiminde oldugu ve bugüne kadar BAV'in herhangi bir hukuka aykiri davranisi tespit edilmemis oldugu dikkate alindiginda; burada tartismaya konu olabilecek bir husus mevcut degildir. Vakfin amaci ve gerçeklestirmis oldugu faaliyetleri gayet açik ve nettir. Belirtilen nedenlerle fiil Türk Ceza Kanunun 313. Maddesini ihlal eder nitelikte degildir.
“Dogrudan veya dolayli biçimde bir kurumun, kurulusun veya tesebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu hizmetlerinde, basin ve yayin kuruluslari üzerinde, ihlale Imtiyaz ve ruhsat islemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerinde kartel ve tröst yaratmak, madde ve esyanin azalmasini ve darligini, fiyatlarin düsmesini ve artmasini temin etmek, kendilerine veya baskalarina haksiz çikar saglamak, seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadiyla zor veya tehdit uygulamak veya kisileri kendilerine tabi kilmak zorlamak veya mensuplari arasinda her ne suretle olursa olsun açik ve gizli isbirligi yapmak suretiyle yildirma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç islemek için örgüt kuranlara veya örgütü yönetenlere veya örgüt adina faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet yüklenenlere sadece bu nedenle üç yildan dört yila kadar, örgüte üye olanlara iki yildan dört yila kadar agir hapis cezasi verilir.”. (4422 Sk. Md. 1/1) 4. fikra suç esya ve üretim vasitalarinin müsaderesine iliskindir. Her seyden önce sunu belirtmek gerekir ki 4422 Sayili Kanun Türk Ceza Kanununun 313. Maddesi karsisinda konusu ve suçun islenisi itibariyle özel hüküm durumundadir. Eger 4422 sayili Kanun olmasa idi olaya uygulanmasi düsünülecek kanun maddesi TCK:'nin 313. Maddesi olacakti. 4422 sayili kanun 01.08.1999 tarihinde yürürlüge girdigine göre, adi geçen tarihten önceki fiiller için (Eger fiil suç teskil ediyorsa) 313. Madde uygulanacaktir. Suç teskil etmedigine yukarida tarafimdan isaret edilmistir.
Iddianamede 4422 sayili kanunun 1. Maddesinin 1. ve 4. Fikralarinin ihlal olunduguna isaret olunmakta ve faillerin adi geçen maddeler uyarinca cezalandirilmalari istenmektedir. 4422 sayili kanunun 1. Maddesi son derece kötü düzenlenmis bir maddedir. Çünkü çok esnektir. Yorumcunun bu madde içine her seyi sokmasi mümkündür. Söz konusu maddenin ihlali için örgütün asagidaki maksatlara ulasmak için yildirma, korkutma, sindirme yöntemlerine basvurmasi gerekmektedir. Dogrudan veya dolayli olarak her kurum, kurulus, veya tesekküllerin yönetim ve denetimi ele geçirmek, Kamu hizmetlerinde, basin ve yayin kuruluslari üzerinde etkinlik saglamak, Ihale, imtiyaz ve ruhsat islemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, Kartel tröst yaratmak, Madde ve esyanin azalmasini, fiyatlarin düsmesini veya artmasini saglamak, Kendilerine veya baskalarina haksiz menfaat temin etmek, Seçimlerde oy elde etmek veya seçimlere engellemek, maksadiyla zor veya tehdit uygulamak veya kisileri kendilerine tabi kilmaya zorlamak veya mensuplari arasinda her ne suretle olursa olsun açik veya gizli isbirligi yapmak suretiyle yildirma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç islemek için örgüt adina faaliyette bulunmak cezalandirilmistir. Adnan OKTAR ve arkadaslari grubu 1979 yilindan beri ayni düsüncelere sahip olmalari itibariyle Güzel Sanatlar Akademisinden baslamak üzere önce birkaç kisinin bir araya gelmesiyle olusmus daha sonra grup büyümüs 1991 yilinda legal bir kurulus olan BAV'a dönüsmüstür. Her ne kadar yukarida belirtilen maksatlardan “basin yayin kuruluslari üzerinde etkinlik saglamak” “kendilerine veya baskalarina haksiz menfaat temin etmek” gibi hedeflere ulasmak amaciyla zor veya tehdit uygulamak, kisileri kendilerine tabi kilmaya zorlamak veya mensuplari arasinda her ne suretle olursa olsun açik veya gizli isbirligi yapmak suretiyle yildirma korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç islemek için örgüt kurma ve yönetme eylemlerini gerçeklestirdikleri düsünülebilirse de aslinda örgütün faaliyet ve fiilleri madde kapsaminda mütalaa edilemez. Ancak saniklarin tek baslarina vakfi baglamayan cezai müeyyideyi gerektiren eylem ve davranislari mevcutsa, bunlar hakkinda takibat için magdurlarin davaci ve sikayetçi olmalari gerekir. Esasen bireysel eylemler örgütsel degildir. kaldi ki; iddianamedeki eylemlerin tamami bireyseldir. Hiçbirisi örgütsel eylem ve davranis degildir. Failler örgütü kazanç veya baskalarina haksiz menfaat temin etmek için kurmamislardir. Söz konusu suç özel kastla islenen bir suçtur. Örgüt kazanç amaciyla veya basin yayin kuruluslari üzerinde etkinlik saglamak amaciyla kurulmamistir. Nitekim 1979 yilinda baslayan ideolojik dostluk 1991 yilinda Bilim Arastirma Vakfina dönüsmüs vakif 1991 den sonra Darwinizm, Masonluk, Kosova ve Balkanlar sorunu gibi konularla Türkiye'nin hemen her vilayetinde konferans tertip etmistir. Öte yandan illegal bir amaç için kuruldugunu kabul etsek bile kimse üzerinde, cebir, siddet, tehdit, yildirma, kendilerine tabi kilmak için güç kullanmamistir. Hiç kimse örgüte bagis yapmaya zorlanmamistir. Hiç kimsenin mali gaspedilmemistir. Bilim Arastirma Vakfinin merkezi denilen Silivri'deki konut aslinda bes ailenin topragi üzerine kurulmus ve bu ailelerin katkilariyla yapilmistir. BAV'in iddia edildigi gibi fazla bir malvarligi da yoktur. aslinda mütevazi bir hayatlari olan vakif mensuplarinin mecbur olmadiklari halde yaptiklari katkilariyla vakif ayakta kalmaktadir. Vakif çikar amaçli kurulmamis, bu amaç dogrultusunda kimseye zor kullanmamis oldugundan, vakfi, çikar amaçli suç örgütü saymak, vakfin faaliyetleriyle 4422 sayili Kanunun 1/1 maddesini ihlal ettigini kabul etmek mümkün degildir. 5) SONUÇ: Saniklarin filleri iddianamede belirtilen (4422 Sayili Kanunun md. 1/1,4 , TCK: md. 192, T.C.K. md. 313) suçlardan hiçbirini ihlal etmemektedir. Saygilarimla. 05.04.2000 Prof. Dr. Dogan SOYASLAN Baskent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ögretim üyesi.
|