BILIMSEL HUKUKI MÜTALÂANAME Prof. Dr. Erol Cihan
Adnan Oktar ve arkadaslari hakkinda Istanbul (1) Numarali Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 2000/18 Esas sayili dosyasiyla görülmekte olan dava ile ilgili olarak bilimsel hukukî mütalaaname talebinde bulunan müdafi Sayin Avukat Armagan Güner ve Avukat Sayin Erdag Abakay'a özellikle iddianame esas alinarak dosyada mevcut diger belgelere göre asagidaki hukuki mütalaa kaleme alinmistir. 1. Bilirkisilik Müessesesi Bilindigi üzere CMUK'nda bilirkisi, hâkimin “teknik yardimcisi”dir. Bu nedenle, ceza muhakemesinin nihai amaci olan “maddi gerçek”in arastirilmasi, bazen bilirkisilik müessesesini gerekli kilabilir. Önce maddi gerçek ortaya konulur, sonra hukuki tavsif yapilir. 2. Olayin Özeti ve Iddialarin Dökümü Sanik Adnan Oktar ve 35 arkadasi hakkinda “Çikar Amaçli Suç Örgütü kurmak”, “tehdit ile menfaat saglamak”, “çikar amaçli suç örgütüne yardim etmek” suçlamalariyla 4422 sayili yasanin 1/1 ve 1/4.maddesi, TCK.nun 192/1, 31, 33, 36 ve 40. maddeleri geregince kamu davasi açilmistir. Dava konusu eylemler Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Bassavciligi'nin 11.01.2000 tarih ve 1999/2525 Haz. ve 2000/7 E. sayili iddianamesinde söyle belirtilmistir; Kamuoyunda “Adnan Hocacilar” olarak bilinen grup hakkinda yapilan bir takim ihbarlar neticesinde 1996 yilindan itibaren yapilan telefon dinlemeleri ve sikayet dilekçeleri dikkate alinarak grup mensuplarinin kullandiklari düsünülen 48 ev ve isyerinde yapilan aramada ve 93 sanik hakkinda yapilan sorusturma neticesinde: Adnan Oktar liderliginde bir grup olusturuldugu, grubun dini konularda farkli fikirleri bulundugu, namaz vakitlerini 3 vakte indirdigi, cemaatte bayanlarin bacilar grubunu, erkeklerin de kardesler grubunu teskil ettigi, örgütün yapisinin 7 imam kardes ve 3 imam baci tarafindan yönetildigi, örgütün Kardes payini unutma (KPU) ve INFAK adi verilen sistemlerle örgüte gelir temin ettigi, bu dogrultuda müritlerden bazilarinin mallarini satmak suretiyle örgüte gelir sagladiklari, yine örgütün bazi sirketler kurmak suretiyle gruba gelir sagladigi, diger müritlerin bazilirinin da islettigi ya da ortak olduklari yerlerin gelirlerini gruba aktardigi, örgütün bu dogrultuda bazi gayrimenkullerinin bulundugu; yine grubun cinsel bir sömürü düzeni kurdugu, “Motor” tabir edilen kizlarin bu sömürüde kullunildigi, yine bazi kisiler hakkinda gizli çekimler yaptirmak suretiyle santaj yolu ile örgüte çikar sagladigi, bu amaçla Adnan Ziyalar, Yilmaz Eyilik, Mehmet Eyilik, Ceylan Çapli, Rusen Çakir, Hincal Uluç, Dinç Bilgin, Zafer Mutlu, Cem Özer, Emin Çölasan, Fatih Altayli, Savas Ay, Mesut Yilmaz, Serhan Timuçin Çevik liderligindeki “Kizil Imamcilar” grubu, Ebru Simsek, Celal Adan, Mehmet Agar isimli sahislardan komplo suretiyle menfaat sagladiklari, örgüt evlerindeki aramalarda el konan belgelerin santaj, korku ve sindirme islerinde kullanilmak amaciyla bulunduruldugu belirtilerek saniklarin eylemlerinin “Çikar Amaçli Suç Örgütü” oldugu gerekçesiyle yukarida anilan ceza maddeleriyle cezalandirilmasi talep edilmistir. 3. Delillerin Dökümü Iddianamede saniklarin telefonlarinin dinlendigi, bunlarin çözümlerinin yapildigi, Emniyet Müdürlügü'ndeki ifadelerin delil olarak sunuldugu anlasilmaktadir. Bu delillere dayanilarak, TCK m.192, TCK m. 313 ve Çikar Amaçli Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nun 1/1,4 maddelerinin ihlâl edildigi ileri sürülmektedir. Iddialarla ilgili degerlendirmeler iki ayri baslik altinda yapilacaktir. Söyle ki:
1) Davada 7 kisi tutukludur, saniklar 7 aydan günümüze tutuklu bulunmaktadir. CMUK m. 104'de “suçu isledigine dair aleyhinde kuvvetli süpheler bulunan sanik ... tutuklanabilir” diyor. Bu maddeden, tutuklululgun devami için “kuvvetli süphe”nin sart kosuldugu anlasilmaktadir. Hakim, kuvvetli süpheyi degerlendirirken, dogal olarak dosyada mevcut olan delil dökümünü göz önünde tutacaktir. Bu delil durumuna göre, sanigin kendisine yönelitlen fiili isledigine iliskin kuvvetli süpheler yoksa, hukuk devleti ilkesi ve muhakeme hukukunun maddi adaleti arastiran, adaleti tesis edecek amaci gerçeklesmeyeceginden tutukluluk karari verilmemelidir. Tutuklamanin, sanigin suç isledigine dair kuvvetli süpheyi hakli gösteren olayla birlikte bir tutuklama sebebinin bulunmasi ve bu tedbirin toplumsal fayda ile orantili olmasi gibi üç kosulu bulunmaktadir. Bu sartlardan “tutuklama sebebi” somut ve yasanmis bir olaydir. Dikkat edilirse kamu davasinin açilmasi için “yeterli süphe” aranirken (CMUK.163) tutuklama için “kuvvetli süphe”nin aranmasi “kuvvetli süphe” ve “yeterli süphe” arasindaki farki ortaya koymaktadir. Insan Haklari Avrupa Mahkemesi Türkiye hakkindaki Yagci-Sargin davasinda verdigi kararinda kaçma tehlikesinin sadece suç için öngörülen cezanin agirligi dikkate alinarak degerlendirilemeyecegini içtihat etmistir. Hukukumuzda da kamu davasinin açilmasi için “yeterli süphe” aranirken (CMUK.m.163) ayni sanik hakkinda tutuklama için “suçlulugu hakkinda kuvvetli süphe” (CMUK.m.104) aranmaktadir. Dosyada saniklar aleyhinde bir kuvvetli süphe'nin varligindan bahs etmek mümkün degildir, iddia makaminin da ilk oturumda ifade ettigi üzere, saniklarin tutuklanmalarini hakli gösterebilecek makul süphe, —tam tersine—zayiflamistir. Gerçekten de dava dosyasinda pek çok müsteki (Ilhan Ulasoglu, Erdem Akincioglu, Can Akincioglu, Sabriye Akincioglu, Banu Akincioglu, Sirin Erdilek, Tugçe Doras, Seçkin Pililer, Makfire Vanioglu, Kubilay Göktan, Selma Kral, Kemal Orhun Fisek, Güzide Aydogmus) sikayetten vaz geçmislerdir. Bunlarin vazgeçme gerekçeleri de son derece dikkat çekicidir, müsteki-magdur olarak zikredilen bu kisilerin büyük bölümünün, DGM Savciligina verdikleri sözlü ifadelerinde ya da Sayin Mahkemeye sunduklari yazili beyanlarinda kendilerinin genel olarak emniyette göz altinda bulunan çocuklarinin serbest birakilmasi vaadiyle, zor ve baskiyla sikayetçi yapildiklarini belirtmislerdir. Saniklarin da DGM savciliginda, DGM Yedek Hakimliginde, Sayin Mahkeme huzurunda, sözlü ve yazili beyanlari ile emniyetteki ifadelerini reddetme gerekçeleri dikkate alindiginda tutuklu saniklarin, tutukluluk hallerinin devamini gerektirecek suç süphelerinin, özellikle “kuvvetli suç süpheleri”nin bulunmadigi ortadadir. Iddinamade belirtilen ve öngörülen cezanin üst siniri da dikkate alindiginda da saniklarin tutukluluk hallerinin devaminin hukuka aykiri olacagi ortaya çikmaktadir. Iddia makaminin da durusma esnasinda tüm tutuklu saniklarin tahliyesini talep ve mütalaa etmis olmasi bu kanaatimizi teyid etmektedir.
Öte yandan, CMUK m. 104'de kuvvetli süphenin somut olarak var olmasi halinde, buna ek olarak yasada belirlenen tutuklama hallerinden birinin de ayrica gerçeklesmesi gerekmektedir. Söz gelimi, kaçma süphesi, delilleri karartma hali, suçun devlet veya hükümet nüfuzunu kiran veya ülkenin asayisini bozan veya adabi umumiye aleyhine olmasi gibi. Dava konusu olayda ise;
bir emniyet tedbiri olan tutuklamanin sürdürülmesinin saniklarin magduriyetini arttiracagi, emniyet tedbiri olan tutuklamanin cezaya dönüsecegi, öte yandan CMUK 104/son'daki orantililik ilkesinin ihlâl edilecegi mütalaasina varilmistir. 2) DGM'nin davada görevli olup olmadigi incelenmelidir Davanin açildigi DGM iki açidan görevsizdir. Söyle ki;
3) Resit kimselerin rizalariyla yaptiklari cinsel iliskiler, ya da kendi paralarini belli kimselere vermeleri ne suçtur, ne de bir haksiz fiildir. Bu olaylara dayanarak düzenlenen iddianamede, genis çapli bir örgüt intibai yaratilmak istenmis, hukuksal delil ve eylemler yerine, cinsel sömürü yapildigi, sanik Adnan Oktar'in dini bilgisinin olmadigi, Arapça bilmedigi, yurt disindaki tarikatlarda toplu intiharlar oldugu gibi hukuk disi kavramlara yer verilmistir. Bunlar hukuksal olay, delil ve gerekçe olmadigindan iddianamede yer almamali ve bir davanin konusunu olusturmamalidir. 4) C. Savciligi yaklasik 53 sanik hakkinda “kamu yarari olmadigi” gerekçesiyle takipsizlik karari vermistir. Kamu davasinin mecburiligi ilkesini kabul eden ve maslahata uygunluk (oportünite) sistemini reddeden CMUK geregince, C. Savciliginin böyle bir gerekçeyle takipsizlik karari vermis olmasi dikkat çekicidir. Çünkü CMUK sisteminde, C. Savciliginin bu tür bir takdir yetkisi bulunmayip, yeterli (kuvvetli) delil varsa davayi açmak, aksi takdirde yeterli delil olmadigi için takipsizlik karari vermek zorundadir. Olayda, C. Savciliginin bu ek takipsizlik kararini düzenlemeye iten neden, iddianamede suçun varligini ispat için ileri sürülen eylemleri yapan kisilerin gerçeklestirdikleri ileri sürülen eylemlerin büyük bir kisminin SUÇ TESKIL ETMEMESIDIR. Bu takdirde ise, sadece bu 53 sanik için degil, ayni eylemlerle ilgili olarak TÜM SANIKLAR HAKKINDA TAKIPSIZLIK KARARI VERILMELIYDI. 5) Dosyada hükme esas olabilecek, mahkumiyete konu olabilecek delil bulunmadigi açiktir. Burada hazirlik dosyasinin tüm delilleri dinleme kararlari ve nasil uygulandiklari, hangi delilin nasil elde edildigi vs. belirlenmeli ve degerlendirilmelidir. Zira eger delillerde hukuka aykirilik var ise, dinleme yoluyla elde edilenler dahil, bunlar CMUK 254/II kapsaminda yok hükmündedirler, degerlendirilemezler. Olayimizda da, dinleme sonuçlari bir takim mahkeme kararlarina dayandirilmakla birlikte, söz konusu dinlemelerinin (1 tanesi hariç) tümünün CMUK 91 hükümlerine göre verilen kararlara dayanarak yapildigi anlasilmaktadir. Bilindigi gibi, CMUK 91'e göre “mektup, sair mersule ve telgraf”larin zabti mümkün ise de, bu maddeye dayanarak telefon dinlemesi yapilamayacagi, yapilirsa (dinleme mahkeme kararina dayansa dahi) dinleme sonuçlarinin CMUK 254/II çerçevesinde hukuka aykiri olacagi ve hükme esas alinamayacagi açiktir. Olayimizda da, 4422 sayili kanuna dayanarak verilen bir tek dinleme karari hariç, tüm telefon dinlemeleri bu kapsamdadir, bu itibarla söz konusu telefon konusma çözümlerinin delil olarak kabul edilmeleri mümkün degildir. Diger taraftan, saniklarin kiz arkadaslari, özel yasamlari veya cinsel iliskileriyle ilgili konusmalar, diger eylemlerine delil olarak ileri sürülüyor ki, bu da kabul edilemez olup “delilin olayi temsil etmesi” ilkesine aykiridir. 6) Saniklarin Emniyet ifadeleri CMUK m. 135/a ve 254/II karsisinda yargilamada kullanilamaz. Dava konusu olayda da, saniklar bir yana, müsteki ya da magdur olarak zikredilen kisilerin dahi emniyet ifadelerinin zor ve baskiyla alindigini belirttikleri görülmektedir. Burada gözden uzak tutulmamasi gereken nokta saniklarin tamaminin davanin baslangicindan bugüne degin emniyette fiziksel baskiya maruz birakildiklari yönünde her asamadaki istikrarli ve samimi ifadeleridir. Saniklarin savcilik ifadelerinde ve sorgularinda birbirleriyle görüsme ve ortak karar alma olanaginin varligi dahi sözkonuusu olamadigindan saniklarin emniyet süresi içerisinde baski gördüklerine dair beyanlarinin mahkemece ciddiye alinmasi gerektigi sonucu dogmaktadir. Bu hukuka aykiri uygulamalarin tüm saniklarca ve ittifakla ifade edilmis olmasi da dikkate alinarak, (müsteki-magdurlarin beyanlarinin dahi bu hususu dogruladiklarini da göz önünde tutarak) söz konusu delillerin CMUK. m. 135/a ve 254/II. maddelerince hukuka aykiri sayilmasi gerektigi kanaatindeyiz. Saniklarin polis huzurundaki ifadelerinde grubun bas imam, imamlar, konsey, motorlar, cariyeler gibi tabirler kullanarak örgütlerme semasi bulundugu izlenimi verilmek istenmisse de saniklarin hemen tamaminin polis ifadelerinin baski altinda oldugunu belirtmeleri bu örgüt semasinin güdümlü bir örgüt semasi oldugu ve saniklarin gözaltina alinmalarindan sonra üretilmis oldugu ve müstekilerden bazilarinin da Adnan Oktar ve arkadaslarindan sikayetçi olmadigi halde kendilerine ve ailelerine sikayetçi olmalari yönünde baski yapildigi böylece elde edilen ve yargilama hukuku açisindan delil degeri bulunmayan ifadelerin ve diger polis islemlerinin inandiriciligini dahi yitirdigi kananatindeyim. Bu açindan emniyet güçleri delilden saniga gitmek yerine saniklara yaptiklari baskilarla saniktan delile gitmeyi amaçladiklarini söylemek güç degildir. 7) Hakaret, sövme gibi eylemler, takibi sikayete bagli eylemlerdir ve dosya kapsamindaki eylemler açisindan sikayet süresi geçmistir. Örnegin müsteki Ebru Simsek'in sikayet konusu ettigi olayin 1994 ve Fatih Altayli'nin sikayet konusu ettigi (hakaret olarak degerlendirilebilecek) olayin da 1995 yilinda cereyan ettigi dosya münderecatindan anlasilmaktadir. Müsteki Ebru Simsek tarafindan Sisli Cumhuriyet Bassvciligina verilen 03.11.1994 tarihli dilekçe ile yapilan sikayet hakkinda Istanbul Cumhuriyet Bassavciligi tarafindan 12.08.1999 tarih ve 1996/9848 Hz. ve 1999/8409 K. sayili takipsizlik karari verilmistir ve sözkonusu karara CMUK.165. madde geregince sikayetçi tarafindan itiraz da edilmediginden takipsizlik karari kesinlesmistir. Böylece ayni olay hakkinda Ebru Simsek in DGM kapsamindaki bu iddiada 1994 yilinda gerçeklesen ve tahkikata konu olmus bir olaydan dolayi müsteki olmasi düsünülemez; zira takipsizlik karariyla sonuçlanan eylem hakkinda ikinci kez sorusturma açilamayacaktir. Bir eylem hakkinda sorusturmanin yeniden yapilabilmesi ayni olaya dair yeni bir delilin ele geçmesine baglidir. Oysa davaya konu olayda sikayetçinin anlattigi olaya dair hiç bir yeni delil ele geçmemistir. Aksi durum “non bis in idem” uluslararasi prensibine aykirilik teskil edecektir. Bu nedenlerle dogal olarak adi geçen müstekinin, müdahele isteginin de reddi gerekecektir. 8) Islendigi iddia olunan suçla ilgisiz, özel ziynet vs. esyalara da elkonulmustur. Bu husus, gerek CMUK'daki el koyma kurumunun niteligine aykiridir gerekse suçta kullanilmadiklari veya suçtan elde edilmedikleri için ileride müsadere edilmek için müsaderelerinin istenmesi, hukuka aykiri özellik tasiyacaktir. TCK.36/I maddeye göre bir esyanin müsadereye konu olabilmesi için su kosullar aranmaktadir:
Burada bir de olumsuz kosul aranmaktadir; bu kosul da esyanin fiilde methali olmayan kisilere ait olmamasidir. Esyanin fiille ilgisi olmayan kimselere ait olmasi halinde 36/I e göre müsadere edilemeyecektir. TCK.36/II maddeye göre müsadere için de kullanilmasi, yapilmasi, tasinmasi, bulundurulmasi ve satilmasi suç teskil eden esya olmasi aranmaktadir. Ögretide 36/I. madde düzenlemesinin bir ceza; TCK.36/II. madde düzenlemesinin ise bir emniyet tedbiri oldugu açiktir. Usulümüz muhakemede delil olabilecek olan esya ile muhakeme sonunda müsadere edilebilecek olan esyaya el konulmasini kabul etmistir (CMUK.m.86) Hem TCK m.36, hem de m.4422 s.y. m.1/4.'e göre müsadere istenemez Iddianamede saniklar hakkinda hem 4422 sayili kanunun 1/4 maddesinin, hem de TCK'nun 36. maddesinin uygulanmasi talep edilmistir. Oysa her iki hüküm de müsadereye iliskindir. Bu yaklasim dahi Sayin Savciligin, hukuki tavsiften emin olmayip, terditli dava açtigini göstermesi açisindan dikkat çekicidir. 9) Iddianamede müsteki olarak gösterilen Fatih Altayli, Mehmet Agar, Ebru Simsek gibi kisilere yönelik eylemlerin kesin tarihleri yazilmamistir. Oysa bunun hazirlik asamasinda belirlenip, dava zamanasimi süresinin geçmediginden emin olunduktan sonra davanin açilmasi gerekirdi. Örnegin Fatih Altayli hakkindaki eylemin 1995 yilinda oldugu yazilmistir. Öte yandan bu eylemler tehdit-hakaret eylemleri olarak degerlendirilebilir ve söz konusu eylemler 5 yillik zamanasimina tabidir. Eger bu süre, (TCK m. 102) geçmisse ki bazi eylemlerde bu durumun söz konusu oldugu ilk bakista anlasilmaktadir, bu halde davanin açilmamasi gerekirdi. Bu asamada ise, bu tarihler tespit edilerek, öncelikle bu davalarin zaman asimi dolayisiyla kaldirilmasi söz konusu olacaktir. 10) Zamanasimina ugrayan eylemlerin sikayetçileri bu davada müdahil olamazlar. Iddianamede müstekilerden Ebru Simsek, Mehmet Agar ve Celal Adan'a yönelik eylemlerin 192. madde kapsaminda bulundugu belirtilmektedir. Oysa Mehmet Agar ve Celal Adan'in 25.05.2000 tarihli ifadeleri degerlendirildiginde her iki müstekinin de kendilerine yönelik olarak TCK.192. madde kapsaminda bir eylemden bahsetmedikleri, daha ziyade TCK 480 maddesi kapsaminda degerlendirilebilecek bir takim hakaret eylemlerinden bahsettikleri açikça görülmektedir. Bu nedenle, adi geçen müstekilerin saniklarin 4422 sayili yasanin ihlaline yönelik oldugu öne sürülen eylemleri hakkindaki bir davada müdahil olmalari mümkün degildir. Çünkü saniklarin bu iki müstekiye yönelik olarak gerçeklestirdikleri iddia olunan eylem 192. maddeyle bagdasmamaktadir. Bu nedenle, adi geçen müstekiler kendilerine yönelik olarak iddianamede sevk maddesi olarak belirtilen suçun islenmedigini hakim huzurunda belirttiklerine göre, bu müstekilerin kendilerinin disindaki eylemlere dayali bir davaya da müdahil olamayacaklari, böylece davada CMUK.365. maddenin sartlarinin olusmadiginin dikkate alinrak her iki müsteki açisindan da davaya müdahil sifatiyla katilmalarinin mümkün olmadigi kanaatindeyim. TCK 192. maddeye yönelik eylemin müstekisi Ebru Simsek tarafindan yapilan sikayet hakkinda ise daha önceden takipsizlik karari verilmis oldugu; bu karara itiraz edilmeyerek kararin kesinlestigi, esasen o tahkikatta sikayetten feragat eden Ebru Simsek'in bu takipsizlige itiraz ve yeni bir sikayet hakki bulunmadigi, müsteki Ebru'ya yönelik oldugu iddia edilen eylemler ile ilgili olarak bu sorusturmada hiçbir delil elde edilmedigi gerçeginin ve sikayetin üzerinden geçen zamanin da gözönüne alinrak bu müsteki yönünden de müdahale talebinin reddine karar verilmelidir. 13) Dosya kapsamindaki iletisimin denetlenmesine iliskin islemler hukuka aykiri delil teskil etmektedir Telefon dinleme için öncelikle hukukun öngördügü yasal bir mevzuatin bulunmasi gerektigi uluslararasi hukukça benimsenmis temel bir kuraldir. Telefon dinlemeleri hakkinda CMUK'daki “postada elkoyma”ya ait hükümlerin uygulanabilecegi ileri sürülmüsse de CMUK m 102'de aramaya tabi kagitlari inceleme yetkisinin hakimde olmasi düsünüldügünde içerik yönünden incelemeyi ancak hakime saglayan posta dökümanlarindan farkli olarak telefon dinlemede görevliler bu bilgileri hakime sunamamakta, bizzat delille temas etmektedirler. Böylece kisi haklarinin kisitlanmasinda kiyasin uygulanamayacagi ilkesinden de hareketle telefon dinlemenin hukuka aykiri oldugu kendiliginden ortaya çikmaktadir. Telefon dinleme hukukumuza 4422 sayili yasa ile girmistir. Bu yasanin çikmasindan önceki dinlemeler, halkim kararina dayansa bile hakim ancak yasanin öngördügü kisitlamalari yapabilecektir. Böylece yasanin yürürlüge girdigi tarihten önceki dinlemeler (mahkeme karari bulunsa dahi) hukuka aykiridir. Davaya dair iddianamede telefonlarin 1996 yilindan beri dinlendigi belirtilmistir. Bu nedenle söz konusu deliller hukuka aykiridir ve CMUK 254/II. madde geregince hükme esas olamayacaktir. Kisilerin anayasa ile teminat altina alinmis haberlesme özgürlügünün yasada dahi yeralmayan bir sekilde, sartlari dahi bilinmeden dinlenmesi agir bir hukuka aykirliktir.
B – MADDI CEZA HUKUKU AÇISINDAN ÜZERINDE DURULMASI GEREKEN OLGULAR
4422 sayili yasanin kisa bir tahlilini yaptigimizda;
Yasanin 1/1.maddesinde tanimlanan çikar amaçli suç örgütünün maddi unsuru asagidaki sekilde belirtilebilir: Çikar amaçli suç ögütünün
suretiyle yildirma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak amaca ulasmayi hedeflemesi gerekmektedir. Örgütün amaci ise yasada:
olmalidir. Dolayisiyla kanun:
örgüt kuranlari veya örgütü yönetenleri veya örgüt adina faaliyette bulunanlari veya bilerek hizmet yüklenenleri sadece bu nedenle cezalandirmaktadir. Yasa düzenlemesindeki örgütün amaci belirgin oldugundan suçun manevi unsuru yönünden “özel kast”a ihtiyaç duyulmaktadir. TCK 313. madde düzenlemesinde cürüm amaciyla tesekkül olusturmak suç için yeterli sayildigi halde 4422 anlaminda bir suçun gerçeklesmesi için tek basina suç islemek için olusturulmus bir örgüt yetmemekte, örgütün hem araçlarinin hem amaçlarinin yasada belirtilen sekillere uygun olmasi gerekmektedir. Iddianamede saniklara atili suçun varliginin delili olarak sunulan eylemlerin yasada belirtilen araçlarla ve yasada belirtilen amaçlara yönelik oldugunu söylemek ise imkansizdir. Zira yasada öngörülen anlamda somut bir amacin varligi ortaya konmamaktadir. Sözgelimi iddianamenin 15. sahifesinde “Kizil Imamcilarin önde gelen ismi Piç Mahmut lakapli Mahmut Ramazan Oruç'un gizli fotograflarini çekerek çok sayida kaçak silahla yakalanmalarini sagladiklari” iddiasi, örgütün santaj veya tehdit ile sagladigi çikar düzeninin delili olarak sunulmaktadir. Oysa burada bazi saniklarin yasal “ihbar” hakkini kullandiklari anlasilmaktadir, bunun suç delili sayilmasinin nedenini anlamak mümkün degildir. Suçun olusumu açisindan nihai amacin net bir biçimde ortaya çikmis olmasi aranacaktir. Yani örgütün bu amaca ulasmak amaciyla hareket ettigi ve eylemlerinin yönünün de hep ayni amaci dogruladigi kanitlanacaktir; ancak örgütün bu amaca ulasma isteginde seçtigi araçlarin da yasanin öngördügü sekillerde olmasi yasanin olmazsa olmaz kosullarindandir. Yine bu anlamda fiillerin mütemadi bir nitelik tasimasi da gerekmektedir. Bir veya birden fazla eylemler tek basina örgütün varliginin kanitlamaya yeterli olmayacaktir. Olayda saniklarin eylemlarini bu tavsife dahil etme imkanimiz bulunmamaktadir. Zira iddia olunan eylemler esasen polis ifadelerine dayanmaktadir. Bu ifadelerin ötesinde mahkemenin hukuki olarak niteleyebilecegi deliller dosyada bulunmamaktadir. Saniklar hakkindaki iddialari destekleyen deliller dosyada yeralmamaktadir. 1 Agustos 1999 sonrasi yapilan eylemler hariç, diger eylemler hakkinda, TCK m. 2 geregince, 4422 sayili Çikar Amaçli Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu uygulanamaz. Aleyhe olan ceza kanunlarinin geçmise uygulanma yasagi buna engeldir. Böylece bu sürede gerçeklestirilen eylemlere dayali olarak 4422 sayili yasanin uygulamasi istenemez. Zira 4422 sayili yasa, suç oldugu iddia edilen eylemlerin bilindigi tarihten sonra giren bir yasadir. Sözgelimi iddianamede örgütün telefonlarinin 1996 yilindan itibaren dinlemeye alindigi belirtilmekte ve telefon görüsmelerine ait bazi konusmalar desifre edilerek “örgüt” unsurunun ve “çikar” amacinin gerçeklestigi yönünde delil teskil edilmeye çalisilmissa da bu konusmalarin yapildigi tarihte 4422 sayili yasa yürürlükte olmadigindan bu eylemlerin yasa kapsaminda olmadigi ortadadir.
Suçun manevi unsuru yönünden saniklarin düsünce ve eylemlerinde süreklilik bulunmadigi, suç islemek için düzenli ve planli ortaklik, yönetim, dayanisma ve disiplin gibi ögelerle biraraya gelmelerinin zorunlulugu aranacaktir. 313. maddenin gerçeklesebilmesi için birlesme gayesinin “cürüm” olmasi gerekmektedir. Olayimizda ise Adnan Oktar ve arkadaslarinin cürüm islemek amaciyla biraraya geldiklerine somut delil olabilecek bir belge ya da ifade dosyada bulunmamaktadir. Muhalif olduklari iddia edilen pek çok kisi aleyhine de yasal yollari kullandiklari ve tekzip kararlari ve maddi manevi tazminat davalari açtiklari da bir gerçektir. TCK.313. madde için saniklarin hem suç islemek amaciyla biraraya gelmeleri gerekmekte hem de bu eylemin mütemadi bir yapida olmasi aranmaktadir. Sözgelimi kisileri silahla tehdit ederek onlardan sürekli bir sekilde yasadisi maddi gelir elde etmek gibi. Saniklarin dosyaya celb edilen sabika kayitlarinda ise bugüne kadar katildiklari herhangi bir eylem görülmemektedir. Suçun varlignidan bahsedebilmek için, amacin ve devamliligin somut nedenlere dayali olarak ispatlanmasi gerekmektedir. Sözgelimi sahislarin sabika kayitlarinda diger sahislar tarafindan sürekli suç islediginin saptanmasi gibi. Bu anlamda bireysel eylemler de istirak kapsaminda degerlendirilecek ve “örgüt” kapsaminda degerlendirilmeyecektir.
192. madde tehdidin özel bir seklidir. Suçun maddi unsuru belirli bir maksadi elde etmek, yani kendisine veya bir baskasina “yarar” saglanmasi maksadi ile hareket edilmesidir. Müstekilerden Mehmet Agar ve Celal Adan milletvekili olup saniklarin yaptigi iddia edilen hakaretler neticesinde sahsi hürriyetleri bozulmamistir, bozulmasi da mümkün görünmemektedir. Bu sahislardan yasada geçen para veya diger bir yarar da saglandigi söylenemez. Belitilmeli ki müstekiler Mehmet Agar ve Celal Adan'in da Ankara 2. Devlet Güvenlik Mahkemesine vermis olduklari 25.05.2000 tarihli ifadelerinde bu hususu teyit ettikleri görülmektedir. Müstekiler ayrica sikayetçi olduklari hakaret fiilinin faillerini kesin olarak ve faillerin kimliklerini kesin olarak bilmediklerini ifade etmislerdir. TCK.192. maddenin olusabilmesi için tehdit ile para veya yarar arasinda dogrudan bir illiyete de ihtiyaç vardir ki, olayda böyle bir illiyet bagi bulunmamaktadir. Zira ortada ispatlanmis bir tehdit ve bu tehditle elde edilmis bir menfaatin varligi sözkonusu degildir. 3) F. Altayli, M. Agar, C. Adan, E, Simsek gibi kisilere karsi islendigi iddia edilen suçlar, hem bu suçlarin islenmesi amaciyla böyle bir örgüt kurulmadigi için, TCK m. 313/I'i ihlal etmemekte, hem de belirli bir yarar/kazancin temini maksadiyla tehdit söz konusu olmadigindan iddianamede belirtildigi gibi TCK m. 192/1'i ihlâl etmemektedir. Bu eylemler, olsa olsa hakaret (TCK m. 480) ve kisilik haklarinin ihlâli seklinde bir haksiz fiil olarak degerlendirilebilir. Bunun disinda, taraflarin kendi rizalariyla cinsel iliskiye girmeleri, kendi rizalariyla mal varliklarini birlestirmeleri, ticaretle ugrasip ortakliklar kurmalari, vs. hem suç teskil etmez ve hem de ortada bir suç örgütünün bulundugu anlamina gelmez. 4) TCK m. 313 ihlal edilmeyince, iddianamede belirtilenin aksine TCK m. 314 de saniklar hakkinda uygulanamaz. 5) Saniklardan bazilari bir dönem polis teskilâtina yardimci olmuslar, Anayasal haklari olan ve “hakkin icrasi” niteliginde bir hukuka uygunluk nedeni olan “ihbar haklarini kullanmislar, “kizil imamcilar” isimli bir örgütün elemanlarini çesitli suçlari dolayisiyla ihbar ederek yakalatmislardir. Bu ihbarlar üzerine polis harekete geçmis ve kizil imamcilardan bir kismi mahkûm olmustur. Bu iddianamede ise, bir hak olan suçu ihbar hakkinin kullanilmasi saniklar aleyhine yorumlanip, bir suçmus gibi saniklarin “Kizil Imamcilar hakkinda asilsiz ihbarlarda bulunduklari” belirtilmistir. Yine isabetli olmayan bir ifadeyle, bu ihbarlar neticesinde, bu suç grubunun dagitildigi da bu iddianamede belirtilmistir. Savci, mahkûmiyet kararlari ile sonuçlanmis bir takim ihbarlari suç gibi algilayip (ki gerçekten böyle bir suç olsaydi, saniklar aleyhinde iftira, suç tasnii gibi eylemlerden dava açilabilirdi) saniklarin bir suç örgütü oldugu varsayimini ileri sürmüstür. Oysa ihbar suç degil, haktir. C.Savcisinin iddianamede yazdiklarinin tam aksine, “Kizil Imamcilar” olarak taninan örgüt mensuplarindan bazilari bu ihbarlar sonucunda mahkûm olmustur. Kaldi ki, tümüyle beraat bile etseler, kosullari içinde yapilan ihbar-sikâyet yine hak olurdu. Saniklarin tesekkul kurmak veya yönetmek veya üye olmak suçlarindan sorumlulugunu saglayabilmek için, failin bu tesekkülün suç islemek maksadina yönelik bir faaliyet yürüttügünün bilincinde olmasi gerekmektedir. Dava konusu olayda ise failllerin eylemlerinin suç islemek amaciyla tesekkül kurmaya yönelik oldugu ve faillerin bu bilinçle hareket ettikleri düsünülemeyecektir. 313.maddenin gerçeklesebilmesi için saniklarin birararya gelme amaçlarinin “suç islemek” oldugunun ciddi anlamda belirginlesmesi aranacaktir. C.Savciliginin saniklari suçlamak için 16. Sayfanin ilk paragrafinda yazdigi gerekçeler dogru ise, bu Kizil Imamcilar ile birlikte, Adnan Hocacilar haklarindaki isnatlarin da gerçek disi oldugunun, çesitli kesinlesmis mahkeme kararlariyla sabit oldugu ve hem non bis in idem ilkesi uyarinca bu eylemlerden dava açilamayacagi (CMUK m. 253/5) hem de önceki kesinlesmis beraat kararlarinin saniklarin belirtilen nitelikte bir örgüt olmadigini göstermesi anlamina gelir. 6) Iddianamenin 17. Sayfasindaki 4, 5 ve 6. Paragraflarindaki iddialar, iddianamede CMUK'a aykiri olarak “çekilmis olabilecegini ..., götürülmüs olabilecegini ..., akibeti mechuldür ..., santajda kullanilip kullanilmadigi magdurlari tarafindan bilinebilir ... “ gibi varsayimlara dayandirilmistir. In dubio pro reo, masumiyet karinesi gibi ilkeler nedeniyle bu varsayimlarla suçun unsurlarinin gerçeklestigi kabul edilemez. Varsayimlara dayali olarak kisiler suçlanamaz. Kisilerin suçlu oldugu konusunda somut ve mevcut delillere ihtiyaç bulunmaktadir. Hazirlanan iddianame bu yönüyle ihtimallere dayali bir iddianame izlenimi vermektedir. Iddianame elde edilen delillerin ancak “yeterli delil” asamasina kadar gelmesi ile hazirlanabilir. 7) Savcilik iddianamenin 19. Sayfasinda TCK m. 192/1'deki suçun unsurlari açiklanirken, “suçun magdurunun endiseye kapilmasi gerektigi” belirtilmistir. Halbuki aleyhine suç islendigi 4. Sayfada gösterilen kisiler böyle bir endiseye kapilmadiklari gibi, konumlari geregi böyle bir endiseye kapilmalari da olanaksizdir. Sonuç: Yukarida kisaca belirtilen gerekçelerle, dava konusu olayda:
Kanaat ve sonucuna varildigi mütalaa olarak Sayin Mahkemenin tensibine arzederim. Saygilarimla. 30.05.2000 Prof. Dr. Erol Cihan Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dali Ögretim Üyesi
|