CEZA HUKUKU KURUMU

Prof. Giovanni Fiandaca
Palermo Üniversitesi
Ceza Hukuku Ordinaryüsü

Yakin bir geçmiste Türk Hukuk sistemine dahil olan çikar amaçli suç örgütü suçunun Italyan Ceza Kanununun 416bis maddesindeki mafya türü örgüt olusturma suçu ile benzerlikler gösterdigi süphe götürmez bir gerçektir.

Özellikle, her iki örgüt grubunun suç programina dahil olan amaçlarda da bir benzerligin varligi görülmektedir ve bu durum hususiyetle, -Sayin Adnan Oktar ve 35 sanik aleyhine devam eden ceza muhakemesinin konusunu teskil eden fiilleri ilgilendirdigi kadariyla-, Türk normu tarafindan öngörülen ve Italyan kanun yapicinin sözünü ettigi "kendisi veya baskalari için çikar veya menfaat temin etmek" ifadesine karsilik gelen "kendisi veya baskalari için haksiz çikar temin etmek" ibaresine karsilik gelmektedir.

Mafya metodu olarak adlandirilan metoda; yani örgüt tarafindan hedeflenen amaçlarin elde edilmesi için ayni örgütün korkutma gücünü kullanmasi hususuna gelince; bir farkliligin ortaya çiktigini görmekteyiz.

(Italyan) Ceza Kanunundaki 416-bis maddesinin metni gerçekten de bir korkutma gücünün tam manasiyla kullanilmis olmasini gerektiriyor. Baska bir ifade ile suç amaçli örgütlerin cezalandirilmasi, bu örgütün mevcut bulundugu çevrede "gerçek manada bir korkutma gücü üretmis" olduguna dayanmaktadir. Türk Kanun Koyucu tarafindan seçilen normatif formülün ise korkutmayi kendisini ifade etmis olan bir netice olarak degil; ve fakat diger haksiz neticeler elde etmeye yönelik (Türk normunun Italyan Tercümesinde "seçimlerde oy temin etmek veya oy kullanimini engellemek için güç kullanmak veya tehdit etmek" vb.) objektif bir vasita (Italyan doktrininde "spesifik kasit" ile denebilir) olarak algiladigi görülmektedir. Her durum ve sartta korkutma sarti cezalandirici Türk normunda açik bir sekilde suç amaçli örgütün etkin sekline bakarak öngörülmüstür ve bu nedenle de onun genel ve tipik bir vasfini teskil etmektedir. O halde, Italyan Ceza Kanununun 416-bis maddesi hakkindaki ögretisel ve içtihadi yapilanma, otomatik bir sekilde ve hiç elestirilmeden, dogrudan cürümü öngören Türk Hukuk Sistemindeki norma uygulanamaz.

II.

Italyan Hukuk sisteminde mevcut oldugu sekli ile mafya türü suç örgütünün genel yapisinin analizi daha önceki mütalaalarda özellikle de Prof. Sergio Seminara ve Tulio Galiani tarafindan genis bir sekilde islenmistir.

Bu durum beni, meslektaslarimin daha önce söylediklerini tekrarlamaktan alikoymaktadir.

Daha ziyade, "kendisi veya baskalari için haksiz çikar ve menfaat temin etme amacini" dayanak olarak kabul etmenin; baska bir ifade ile bu mütalaa geregi büyük bir önem kazanan amacin dayanak kabul edilmesinin daha uygun olacagini düsünüyorum. Gerçekten de cezanin caydiriciligi hususunda dogabilecek muhtemel bosluklari engellemek amaciyla 416-bis maddesine konmus bir kapama maddesinden söz edilmelidir.

Baskin doktrin ve içtihada göre çikar ve menfaat, ekonomik olani da dahil olmak üzere her türlü menfaatten mütesekkil olabilir.

"Çikar veya menfaatin" haksiz vasfina sahip olmalari için contro jus olmalari; baska bir ifade ile, hukuk düzeninin dogrudan veya dolayli olarak hiçbir destegini saglayamamalari anlaminda, hukuk düzenine aykiri olmalidirlar. Temel esitlige dair veya otis-sosyal degerlendirmelere bagli daha genel bir adaletsizlik yetmemektedir.

Böylelikle örnegin, kaideye aykiri olarak kamu yönetimine personel almak, kumar salonlarinin ruhsatsiz çalistirilmasi, sigorta primlerinin ödenmesinin ihmal edilmesi, borçlarin ifa edilmemesi gibi hadiseler de haksiz çikar veya menfaat olusturabilir.

Italyan içtihadinda, mafya türü örgüt suçlarinin muhakeme delillerinin basit varsayimlara dayanamayacagi kabul edilmektedir; tesekkülün varligi, dogrudan delillerin yani sira, kesin ve tutarli olmalari sartiyla emarelerden de ortaya çikabilir.

Emareler, sujenin adli ve cezai sabiklarinda, polis organlari tarafindan saglanan bilgilerden ve tesekkül üyelerini hizli ve kaynagi gösterilemeyecek bir sekilde zenginlesmesi gibi her türlü önemli veriden mütesekkil olabilir.

Içtihat, bazen, suç tesekkülünün varligina kaynaklik edebilecek belirleyici emareleri isaret etmeye kadar derine inmektedir; baska bir ifade ile bagin gizli olmasi, taraftarlari arasinda karsilastirma iliskilerinin olmasi, yeni ortaklarin örgüte katilimi için özel bir merasimin düzenlenmesi, hiyerarsik baga kat'i saygi, kriptik dilin kullanilmasi, yaygin bir suç ortakligi havasi vb.( Yargitay 16 Ocak 1992, Yargitay Ceza Dairesi 1993,1986).

IV.

Adnan Oktar ve diger saniklara yöneltilen suçlamalarin suç örgütü olusturma açisindan cezai önemini degerlendirmek için yukarida anlatilanlardan nasil sonuçlar elde edebilecegimize bir bakalim :

Öz olarak, iddianamede belirtilen olaylar (hakikaten de çok genel olarak ele alinmis ve Avrupa Insan Haklari Mahkemesi tarafindan tetkik edilebilecek benzer usullere göre toplanmis delili unsurlarina dayanmaktadir!) asagida belirtilen sekilde olmustur: Iddianameye göre "saniklar Islam ahlakinin yayginlasmasina yönelik bir grup olusturmus ancak, gerçekte ise, grupa muhalif sahislara karsi santaj, korkutma ve tehdit unsurlarina basvurmak ve kendisine yakin siyasi bir partinin destegini saglamak ve kendi üyelerinin cinsel ve is gücünden ve de ekonomik gelir kaynaklarindan faydalanmak suretiyle haksiz çikar saglamis"tir.

Iyi bir sekilde bakilirsa, gösterilen bazi fiillerin soyut olarak dogru oldugu kabul edilse dahi, kat'i sekilde tespit edilemedikleri ve cezalandirilabilecek bir suç örgütünün varligi için gerekli sartlarin eksik kaldigi görülecektir.

Hakikaten, isnat edilen suçlarin konumuna bakildiginda, (ileri sürülen) korkutma fiilleri organizasyona tepkide bulunan muhaliflere karsi islenmistir: eger böyle ise, o zaman da haksiz çikar temin etmek ile korkutma faaliyeti arasinda kurulmasi gereken bag eksik kalacaktir. Bu eksik kalan bag da ayni Türk normu tarafindan varligi istenen bagdir.

Bu açidan, çikar amaçli bir suç örgütü olusturma suçunun varligini düsünmenin imkansizoldugu sonucuna varilmaktadir.

Ayrica, bu somut durumda, haksiz kazanç kavraminda "mali, isgücü, ve cinsel bir sömürü" den de söz edilemeyecegi açiktir. Bunun en azindan iki sebebi vardir.

Bir yandan, çalisma faaliyetlerinin, cinsel faaliyetlerin ve organizasyon üyelerinin bagislarinin ayni gruptan kaynaklanan korku gücünün veya yöneticilerin somut korkutucu fiillerinin nüfuzuyla dayatildigina dair kesin kanitlarin bulunmamasi durumunda; tam tersine bir sonuca varilmalidir. Baska bir ifade ile Bilim Arastirma Vakfi'na dini duygularla coskulu bir sekilde katilan insanlar tarafindan yapilan faaliyetlerin ve bagislarin bilinçli ve gönüllü bir tercihin ürünü oldugu sonucuna varilmalidir.

Öte yandan, aksi tespit edilene kadar, dini bir gerekçe ile, bu faaliyetlerin gönüllü olmasi özelligi, bunlarin "yasaya aykiri çikar" veya "haksiz" kavramlarina kadar gidilmesine engel olmaktadir. Bu kavramin varligini isteyen de cezalandirici normdur.

V.

Hakikaten bu neticeler, dini duyarliligi olan bir grubun cezalandirilabilir bir tesekkül sayilip sayilamayacagi hususundaki Italyan içtihatlari tarafindan da güçlendirilmektedirler.

Islam Kültür Enstitüsü bünyesinde isleyen bir tesekkül davasinda, Italyan Yargitay'i asagidaki prensibi kabul etmistir: dini bir temele dayali bir tesekkülün kendine has bir bagi ve Islam Dininin, üyeler tarafindan serbest bir sekilde kabul edilen, yaptirim tehdidi ontolojik olarak 416bis madde de zikredilen asiri, zorba ve haksiz olarak anlasilmasi gereken korkutma gücü ile bir alakasi yoktur (Yargitay 13 Aralik 1995, Abo Mohammed,1996, 3628 Blaiotta'nin otu ile beraber Cassazione Penale adli dergide). Birkaç kelime ile ifade etmek gerekirse: Eger tesekküle olan baglilik gönüllü olma özelligine sahip ise ve katilimcilar dini gerekçelerle buna serbest bir sekilde katilmislarsa, cezai olarak aykirilik teskil edecek korku gücü mevcut olmayacaktir.

Yukaridaki neticelerden farkli olmayan ve bizim durumumuzla ilgili olarak diger neticeler de Scientology Kilisesinin adli vakalarindan elde edilen bazi notlardir. Bu dava ile ilgili olarak Yargitay su tespitte bulunmustur: "kendi kendisini dini olarak nitelendirmis olan bir grubun katilimcilarina karsi suç amaçli örgüt olusturma suçunun isnat edilebilmesi için, her ne kadar ekonomik agirlikli olarak islemisse de, onun belirgin dini dogasinin tetkik edilmesi gerekecektir. Bu tetkikinin müspet sonuç vermesi durumunda, katilimcilarin tümünün baslangiçtaki tüzük kaidelerini degistirmek suretiyle grubu degistirdiklerine dair kanitlarin elde edildigi durumlar hariç, grubun bir suç örgütü oldugu düsüncesi dogrulanamaz. (Yargitay 9 Subat 1995, Avanzini ve digerleri, Foro Italiano 1995, II, 690 Zancla ve Colaianni'nin notuyla beraber). O halde Italyan Yüksek Mahkemesine göre, çelismeme prensibi geregi, katilimcilari dini amaçlar güden bir grup, suç örgütü olarak tanimlanamaz.

Bununla beraber, is bu mütalaanin konusunu teskil eden hususun degerlendirilmesi amaciyla benzer bir prensip uygulanmak suretiyle, netice olarak su gözlemde bulunulabilir: Eger Türk sorusturma makamlari, Bilim Arastirma Vakfi'nin mensuplarinin dinsel duyarliliklarla degil (ç.n-baskaca haksiz çikarlari temin etmek için bir araya geldiklerini) muteber delillerle ortaya çikaramazlarsa, bu grubun kurucularinin ve yöneticilerinin Türk Hukuk Düzeninin 4422 sayili cezalandirici yasasi tarafindan öngörülen durumla itham edilmeleri mümkün degildir.