Studio Legale Internazionale

 

Avv. Paolo Iorio                                Corrispondenti Organici:
Cassazionista
Lecturer in Law                                   Oscar Del Fabbro: Barrister in Londra
Avv. Emanuele Merilli                      Alain Van Damme: Avvocato in Brusselles
Avv. Emanuela Mazzola
Avv. Catia Livio
Avv. Pr. Barbara Valmori
Avv. Pr. Kathia Galeotti
Avv. Pr. Domenico Plateroti

 

1. No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi

Adnan OKTAR Aleyhine Ceza Davasi Hakkinda Mütalaa

 

1999 Kasiminda Istanbul'da Polisin yaptigi bir sorusturma sonucunda 93 kisi gözaltina alinarak ifadeleri alinmis ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Bassavciligina iletilmistir.  Bunlardan 58'i serbest birakilmis, sadece 34'i hakkinda sorusturma yapilmasina karar verilmistir.

Savcilik saniklarin Adnan OKTAR'in kurucusu oldugu örgütün üyesi olduklarini iddia etmektedir.

Bay Adnan OKTAR gerçekte bir düsünce adami ve yazardir, Atatürkçüdür ve Bilimsel Arastirma Vakfi'nin  da baskanligini yürütmektedir.

Savcilik bu vakfin suç isleme amaçli oldugunu ileri sürerek vakif üyesi 35 kisiye bu suç örgütünü kurmak ve üyesi olmak suçunu isnad etmistir. Suçlananlardan 7'si tutuklanmis, 28'i saliverilmis ve 2'si hakkinda da giyabi tutuklama karari alinmistir. Isnad edilen suç  30.07.1999 tarihli v e 4422 sayili kanunla öngörülerek cezalandirilmistir.

Dava bu konuda yetkili olan Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde açilmistir.

Ilk oturumda Türk Kanunlarina göre sorusturmayi yürüten kisiden farkli bir kisi olmasi gereken Cumhuriyet Bassavcisi, delil yetersizligi sebebiyle bütün saniklarin saliverilmelerini talep etmistir.

Mahkeme bu istemi dikkate almayip durusmayi 02.06.2000 tarihine ertelemistir. Bu tarihte yapilan durusmada ise mahkeme  tutuklu 7 kisiden 5'i hakkinda tahliye karari vermis, diger iki kisi,Adnan Oktar ve Firat Develioglu  hakkinda tutukluluk halinin devamina ve giyabi tutuklular Mustafa Kemal Gül ve Ugur Örmen hakkinda da giyabi tutukluluk halinin devamina  karar vermis ve durusmayi 4.8.2000 tarihine ertelemistir.

 

Türk ve Italyan hukukunda ilgili suçun karsilastirilmasi

 

Bu degerlendirme italyan hukuk doktrini e italyan yargitayi kararlari isiginda yapilmistir.

Italyan hukukunda bu konuda birbirlerine benzer ancak farkli hükümlerde düzenlenmis iki suç tipi bulunmaktadir. Birisi  Ceza Kanunu'nun 416.maddesidir ve su sekildedir:

3 yada daha fazla kisi daha fazla suç islemek için bir suç örgütü teskil ederlerse, bu örgütü kuranlar ve idare edenler  3 ila 7 yil hapis cezasina çarptirilirlar, örgüte üye olanlar ise 1 ila 5 yil arasinda hapis cezasina çarptirilirlar.

Eger üyeler silahli iseler 5 ila 15 yil arasinda cezalandirilirlar.

Eger örgüttekilerin sayisi 10'u asarsa ceza 1/3 oraninda arttirilir

Bu kanun 3 sartin gerçeklesmis olmasini aramaktadir:

a)Bir örgüt bagi (maddi unsur)

b) 3 yada daha fazla kisi (maddi unsur sartlari)

c) Birden fazla suç isleme amaci (subjektif unsur)

 

1982 yilinda yürürlüge giren diger bir madde ise Ceza Kanunu'nun 416 bis maddesidir. Buna göre kanun, mafya tipi bir örgüte üye olanlari 3 ila 6 yil arasinda hapis cezasi ile cezalandirmakta ,örgüt kurucularina ise 4 ila 9 yil arasinda hapis cezasi öngörmektedir.

Eger örgüt üyeleri,  suç islemek, dogrudan yada dolayli olarak her hangi bir ekonomik faaliyetin idaresini yada imtiyazi yada yetki yada kamu hizmetleri konusunda ki her hangi bir ihaleyi ele geçirmek,böylece kendileri ve baskalarina haksiz çikar veya kazanç saglamak veya, seçimlerde özgür irade ile oy kullanilmasini engellemek yada kendileri yada baskalarina oy temin etmek amaciyla örgütsel yapinin yildirma gücünden ve buyrugu altina alma ve suskunluk kuralindan yararlanmalari halinde mafya tipi örgütten bahsedilebilir.

Ayrica eger bu örgüt mensuplari silah bulunduruyorlar yada belirli agirliktaki suçlari  isliyorlarsa kanun tarafindan  agirlastirici sebep olarak düzenlenmistir.

Ilk bakista 4422 sayili Kanunu'nundaki suç tipinin, Italyan Ceza Kanunun 416 bis.'e daha yakin oldugu fikri uyaniyorsa da aslinda daha çok mahiyeti itibari ile Italyan Ceza Kanunundaki 416. madde karsilamaktadir. Bu madde Italya'da mafya ile mücadele kapsaminda 1982 yilinda yürürlüge girmis ve bugün bütün ülke sathinda bir çok cinayet ve uluslararasi uyusturucu kaçakçiligina imza atmis mafya tipi örgütlenmelerle mücadele için hazirlanmistir.

Mafya türü bir örgüt olabilmesi için örgütün bir hiyerarsi içinde görev dagilimina gitmis bulunmasi ve kendi içinde de bir çok ekonomik faaliyetin kontrolünü yildirma yöntemleri kullanarak ele geçirmeye çalismasi gerekmektedir.

Mafya  olgusu sadece Italya'da degil her ülkede o ülkenin öznel sosyal sartlarinda  ve toplumun mevcut kamu düzenine karsi bir anti-tez olarak ortaya çikmaktadir.

Bir mafya tipi örgütte bütün mensuplar yildirma gücüne sahip bulunan örgüte itaat ederler ve desteklemeye mecbur olduklari örgüt hakkinda her hangi bir açiklamada bulunamazlar.

Bu sebepten bir mafya tipi örgütten bahsedebilmek için su üç özellik bulunmasi gerekmektedir:

Örgüt içinde, örgüt üyelerine karsi sürekli bir yildirma gücünün bulunmasi, üyelerin örgütün buyrugu altina alinmasi ve suskunluk kurali. Yukaridaki bilgiler isiginda meydana çikan durum karsisinda sunlar söylenebilir: 4422 sayili kanun Italyan Ceza Kanununun  416 bis maddesine benzemektedir ancak aynisi degildir.

Yani suçun maddi ve manevi unsuru açisindan aynidir.

Italyan yargi sisteminde mafya tipi bir örgüt kurmak yada üyesi olmak suç teskil etmektedir.

Türk yargi sisteminde ise kanun suç islemek amaciyla örgüt kuranlari cezalandirmaktadir.

Italyan yargi sistemi bu konuda Türk yargi sisteminden çok daha fazla katidir ve  kamu düzeni açisindan anti-tez olusturan bu gibi kuruluslari kogusturma ve cezalandirma yoluna gitmektedir ve bunu ayri bir tarihi ve toplumsal bir olgu olarak degerlendirmektedir.

Bu noktadan hareketle 4422 sayili kanunun,  özel bir suç tipi olan  416 bis maddesine degil, kamu düzenine karsi islenen genel suç tipi olan 416.maddeye daha yakin oldugunu söyleyebiliriz .4422 sayili Kanun ve 416.madde, örgütün suç islemek için kurulmus olmasini aramaktadirlar.

Kamu düzenine karsi islenmis suç açisindan, bu suçun Italyan Yargi Sistemindeki karsiligini bulduktan sonra , mevcut davada   gerekli sartlarin olusup olusmadigina bakalim:

Psikolojik unsur (suç örgütü kurma amaci)

Maddi unsur(Örgütü kurmak ve bu örgüte basit bir sekilde katilmak, ve son olarak

Maddi unsur ve psikolojik unsur arasinda iliski

Örgütün Organizatörleri

Türk yargi sisteminde bilerek (subjektif unsur) bir suç örgütü kuran yada bu örgüte(maddi unsur)suç islemek amaciyla katilan  kisiler cezalandirilmaktadir.

Burada da incelenmekte oldugu gibi, hareket suçlarinda, , suç örgütünün kurulmasi veya sonradan gayrimesru amaçli bir örgüte dönüsmesini cezalandiran kanunun yürürlüge girmesinden  itibaren neticenin gerçeklesmis  olmasi aranmaz.

Ancak bu noktadan hareketle tempus regit actum kaidesi dogrultusunda (Türk ve Italyan yasalarinda da  yürürlükte olan bu yasa geregi, örgüt kurmus bulunan kisiler ancak bu örgütü kurduklari tarihte bu eylemi suç sayan bir yasa mevcut ise takibata ugrayabilirler).

Eger bu vakfin 30.7.1999 tarihinden evvel kuruldugu dogru ise (kanunun Türkiye'de yürürlüge girdigi tarih) o zaman bu konuda herhangi bir takibata maruz kalmalari mümkün degildir. Bu durumda 4422 sayili kanunu geregince, basit katilma ve örgüt olgusunun takibata ugrayip ugramamasi konusundaki mevcut durum degerlendirilmelidir.

 

Örgüt üyeleri

Bir örgüte üye olma suçu tabiati geregi bir devamlilik arzetmektedir. Söz konusu suçun niteligi geregi olarak, “tempus regit actum” ilkesi gözönünde bulundurulsa dahi ,4422 sayili yasanin yürürlüge girmis oldugu için, örgütün varliginin, maddi unsurlarin(suç amaçli örgüt kurarak suç islemek), ve  subjektif unsurlarin (bilerek yer almak) tespiti sebebiyle kanun  tarafindan cezalandirilacaktir.

Kimse, kanun tarafindan açikça belirtilmeyen bir suçtan dolayi cezalandirilamaz (her iki yargi sisteminde de mevcut bulunan  prensip geregi olarak)

Bu noktadan hareketle;subjektif unsurlar olusmadigi için saniklar  söz konusu suçla suçlanamazlar.

 

Insan Haklari açisindan yargilama usulü

Türkiye Insan Haklari Sözlesmesini 1954 yilinda onaylamis ve bireysel basvuru hakkini da 1987 yilinda kabul etmis bulunmaktadir. Insan Haklari Sözlesmesi'nin 5.maddesi bir kimsenin yetkili yargi mercii  karsisina çikartilmak için  tutuklandigi  yada gözaltina alindiginda  eger her hangi bir sekilde bu suçu islemis oldugu yada bu suçu islemesi için yeterli sebep oldugu yada suç isleyip kaçacagi istikametinde bir  inanç meydana gelmemis ise özgürlügünün kisitlanamayacagini öngörmektedir.

Bunun haricinde hiçbir durumun, ulusal alanda öngörülmüs de olsa yargi asamasindaki bir insanin özgürlügünün yoksun birakilmasi için sebep olusturamaz.

Su anda tutuklu bulunan sahislar Adnan OKTAR ve Firat DEVELIOGLU'nun herhangi bir sabikalari bulunmamaktadir ve baska bir suç isleyeceklerine dair her hangi bir belirti  de bulunmamaktadir.

Bay OKTAR yüksek kültür seviyesine sahip, insanlar tarafindan saygi gören ve bilimsel bir altyapisi bulunan bir sahsiyettir. Bu yüzden kaçarak kendisi hakkinda verilecek  cezadan imtina edecek bir insan degildir.

Bu durum haksiz bir tutuklamaya maruz kaldiklarini düsünen Mustafa Kemal Gül ve Ugur Örmen için de geçerlidir.

Sözlesme tutuklu bulunan sahislarla ayni olarak kaçak durumundaki saniklar için ayricalikli bir uygulama öngörmemektedir.

Görülmekte olan davada hakim suçla ilgili olarak tutukluluk halinin devami kararini hiç bir sekilde aranan kisilerin bulunmasina dayandiramaz.

Dolayisiyla, hukukun genel evrensel ilkeleri, Avrupa Insan Haklari Sözlesmesi hükümleri, AIHM kararlari, Avrupali hukuk çevrelerinin görüsleri, Türk akademisyenlerin degerlendirmeleri ve en önemlisi Türk Savcilarinin talepleri dogrultusunda;

Saygideger Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin giyaben arananlar da dahil olmak üzere bütün tutuklu saniklar hakkinda tahliye karari vermesinin adalet, hukuk ve insan haklarina daha uygun düsecegi yönündeki görüsümüzü, takdir Sayin Mahkeme'ye ait olmak kaydiyla, saygilarimizla sunariz.

 

Avukat Prof.Paolo Iorio